MÜBADELE etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
MÜBADELE etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

6 Eylül 2018 Perşembe

MEMLEKETTEN-VATANA SESSİZLERİN HİKÂYESİ



MÜBADELE
                                                                       Fotoğraf alıntıdır.


Selam
Nihayet yaklaşık 3 yıldır üzerinde çalıştığım, şekilden şekile giren, yüksek lisans projem olan 
-bastırmam gerekir mi? diye umutsuzca aylarca düşündüğüm,
 azıcık umutlandığımda, 
-tamam bastırayım da eşe-dosta dağıtırım, emeğim boşa gitmesin dediğim,
arada sırada  
"Kozana'yı,  Kozana'nın ne olduğu bilen arar. Mübadele'yi kim biliyor ki; Kozana'nın 1915  seçmen listelerini   kim ne yapsın? düşüncesi ile tekrar vazgeçtiğim,
 daha sonra
E-devlet tarafından soy ağacı uygulamasının halkın kullanımına  açılmasıyla özellikle gençlerin Atalarının doğduğu yere öğrenmesiyle beraber, buradaki mübadele romanı tadında olan yayınlarımın aldığı internet trafiğim arttı. Listeleri yayınladıkça hayal meyal hatırladığınız dedelerinizin isimlerini, ya da lâkaplarını gördükçe bana gönderdiğiniz  sevgi dolu yorumlarınızı okudukça, bilgiye verdiğiniz değeri gördükçe,  işte o zaman kesin kararımı verdim.
-Tamam dedim bu kitabı bastırmalıyım.

Memleketten-Vatana Sessizlerin Hikâyesi isimli  mübadele kitabım birkaç gün içinde elimde olacak. İçinde Osmanlı Devletinin iskân politikası, Rumeli'ye yerleştirilen yörük grupları, Lozan  mübadelesi, Lâkapların anlamı,  Yunanistan'ın kuruluşu ve Nüfus Siyaseti, Atatürk'ün anne ve babasının soy ağacı bilgileri, Selaniği nasıl kaybettiğimiz ve o dönemde  Kozana'ya bağlı  61 köyde yaşayan yaklaşık 5140 Türk-Müslüman erkek nüfusa ait bilgilerin yer aldığı köy listeleri bulunmaktadır. Bu köylerin hangilerinin olduğunu aşağıda yazdım. Birkaç gün sonra görüşmek üzere...

Sevgilerimle

1-Akpınar /  İsvoros                  32-Köseler
2-Aksaklı                                   33-Küçük Matlı / Küçük Ahmetli
3-Bahçeliova / Bahçelovası       34-Küçük Tekeler
4-Bicelli                                       35-Menteşli
5-Büyük Tekeler / Kebir Teke  36-Moranlı
6-Ciciler                                      37-Okçular
7-Çakırlı / Çakırlar                    38-Öküzova / Öküzobası
8-Çobanlı / Çobanlar                 39-Portoros/Potras/Portarazi
9-Çukur Ambar                         40-Racılar/Raciler
10-Dedeler                                  41-Rahmanlı
11-Deinli / Dienli                        42-Sarı Musalar
12-Demirciler                             43-Sarıhanlar
13-Dörthanlı / Dorthanlı / Dört Ali              44-Saltıklı / Sartaklı
14-Evreşenli / Evrenesli             45-Sinekli / Senekli
15-Hacı Hasanlı                          46-Sofular
16-Hacı Ömerli / Hacı Omurlu 47-Şahanlar / Şahanlar Bucak
17-Hacı Reyhanlı                        48-Şahinler
18-Handova                                 49-Tarakçılar
19-Hasılar / Hasallar / Haşlar    50-Topçular
20-Işıklar                                      51-Turaşlar/ Duruşlar
21-İleşli / Ebişli                            52-Üsküpler
21-İdeliova / İnelova / İnova       53-Yeniköy                                 
22-İshaklar                                   54-Yunuslu / Yonuslu
23-İslamlı                                      55-Davutlu (Mahalle)
24-Kalburcular                             56-Kufular                                                                                          57-Kırcılar
25-Kaleobası / Kaylabosu            58-Menteşli  
26-Karacalar / Karacılar             59-Hacı İşler                                                                                        60-Azaklı Hacılar
27-Karamanlı                                61-Azaklı Ortalar                                           
28-Keçiler                                                                                  
29-Kırcova / Kurcova                                                              
30-Kırmızı köy                                                                          
31-Koca Matlı / Koca Ahmetli                                                   



9 Ağustos 2018 Perşembe

GEZ DÜNYAYI, GÖR KONYA'YI.........



19.yüzyıldan kalma el yazması Kuran-ı Kerim 

  Karamanlıca  yazılmış "Kitab-ı Mukaddes" İncil  ile birlikte

Hoşgörünün başkenti Konya Sille müzesinden  herkese merhaba



19.YÜZYIL



Hafta sonu çok sevdiğimiz  Esra'nın düğünü için Konya'daydık. Geleneklere uygun ve eğlenceli  bir kına gecesi ve ertesi gün düğün pilavı ile Esra'mızı evlendirdik. Onlara mutluluklar diliyorum. Konya'da düğün yemekleri çok önemli...masaya sırayla düğün çorbası, etli pilav, safranlı bulgur pilavı, fıstıklı irmik helvası, zerde, bamya çorbası geliyor. Siz -tamam artık yeter- diyene kadar bu yemek döngüsü devam ediyor. Aile sevilen bir aile.....O gün düğün yemeğine yaklaşık 4000 kişi katılmış. Bu kadar insanı ağırlamak büyük bir organizasyon gerektiriyor. Konya bu işi başarmış.

Yıllar önce  eşimin işi nedeniyle bir dönem Konya'da yaşadık. 2000' li yılların başıydı  ve Konya yeni yeni büyümeye başlamıştı..Kiralık ev bulmak çok zordu. İnşaat sektörü henüz gelişmemişti. Biz zar zor Meram'da bir ev bulduk. Kirasını "mark" la ödüyorduk." -Mark- Euro'ya geçmeden önce ki Almanların para biriminin adı......" Kiralık evler o kadar kıymetliydi yani.......

Ankara'dan sonra Konya'ya çok zor seveceğimi düşünmüştüm fakat öyle olmadı. Her şeyden önce  çok şey paylaştığımız kıymetli dostluklarımız oldu. Şu hayatta bu durumu yaşayabilmek  paha biçilmez bir şey..... Küçük şehirlerde yaşamanın çok farklı avantajları var. Hemen hemen herkesi tanıyorsunuz bir kere...yavaş akışlı bir hayata başlıyorsunuz bu da sizi sakinleştiriyor, yavaşlatıyor. Zaman tasarruf etmeye başlıyorsunuz, gideceğiniz yerler birbirine çok yakın oluyor.Trafik problemi yok, ucuz, köy üretimi birçok sebze ve meyveye ulaşmak , sağlıklı beslenmek çok kolay...gezecek tanıyacak bir sürü tarihi eser oluyor, şehre özel mutfak kültürünü tanıyorsunuz ki; bence Konya mutfağı  bu konuda  açık ara önde....Artık herkesin bildiği Etli ekmek, Mevlânâ börek demeyeceğim. Minik minik bamyalardan yapılan Bamya çorbasını önereceğim mesela :) ya da hamuru kaymakla açılan saç arası tatlısı diyeceğim. Tandır'ı  biz orada yaşarken, çarşıda sadece  3-4 masası olan  Hacı Şükrü'de  yerdik. O kadar lezzetli olurdu ki;  saat 12.00 de biterdi. Artık Hacı Şükrü'de işini büyütmüş, günün her vakti  tandır bulabiliyorsunuz. Ayrıca Tirit'i ve tandır böreğini de mutlaka tatmalısınız. 

Konya'da her sıkıldığımda koştuğum, bahçesine oturup dertleştiğim ve huzur bulduğum Mevlana var, Şems-i Tebrizi, Ateş bazı Türbesi var. Şehrin içinde gezerken, her yerinde anılarım, yaşanmışlıklarım olduğunu düşünüyordum ki  Sille'yi görene kadar........





Konya'da  yaşarken Sille'ye bir kez gitmiştik. Bir baraj vardı, etrafında hiçbir tesis  yoktu. Vasat bir yer olarak hatırlıyorum. Ama bu hafta gördüğüm Sille bambaşka bir yerdi. Restorasyonu tamamlanmış evler, camiler, kiliseler ve hamam....Sille kafeteryaları, sanat galerileri, müzesi ile gerçekten Konya'ya gittiğinizde görülmeye değer yerlerden biri haline gelmiş. İki dağın arasında, bir vadiye kurulmuş. Konya'ya 8 km uzaklıkta...Barışın ve hoşgörünün sembolü olan Konya'nın Sille ilçesinde  yıllarca Hırıstiyanlar ve Müslümanlar kardeşçe yaşamış. Sille'nin  tarihi 5000 yıl öncesine kadar dayanıyor. Mübadele de Sille'den gönderilen Rumların yerine,  Selanik Kozana, Langaza'dan yaklaşık 600 kişi gelip yerleştirilmiş. Çömlekçilik, mum yapımı, halı dokuma  günümüze kadar gelen zanaatlardan......
Şimdi Sille'yi adım adım size gezdirmek istiyorum......  



Sille'nin en önemli eserlerinden biri olan Aya Elenia kilisesi  İstanbul - Kudüs arası haç yolu üzerinde kaldığı için köye gelen  ilk hırıstiyanlardan olan Bizans Kralı Constantin'in annesi Helena tarafından MS 327 yılında yaptırılmış.


KARAMANLI ORTODOKSLAR

Sonraki yıllarda bakımsızlıktan yıpranan kiliseyi Osmanlı padişahı ll .Mahmut 1833 yılında tamir ettirir. Bu olayla ilgili olarak Karamanlıca onarım kitabesi  kilise kapısının üzerinde asılıdır. (Karamanlıca; Yunan harfleri ile Türkçe yazmaktır. Ayrıca Sille halkı Grekçe'nin Sille lehçesini kullanırlarmış.)
Onarımdan sonra tekrar eski görkemli günlerine dönen kilise, 1924 yılında gerçekleşen mübadele sonucu kaderine terk edilir. Birkaç yıl önce tekrar restore edilen kilise müze olarak hizmet veriyor. Darısı Yunanistan'da ki Camilerin restorasyonuna diyelim bizde....

AYA ELENİA KİLİSESİ














Aya Elenia Kilisesinde küçük bir org da sergileniyor. Nüfus mübadelesi sırasına bir Rum aile tarafından Sille Nahiye Müdürü Mehmet Sudi Oğlakçı'ya emanet edilmiş.Yapım yılı 1882 olan bu org tekrar onarımdan geçirilerek kiliseye yerleştirilmiş. Org un kilise ayinleri sırasında kullanıldığı düşünülmekteymiş.











Kayalara oyulan mabetler akşamları ışıklandırılıyor.


Dere kıyısında kurulan kafeteryalar kahvaltı yapmak için çok güzel.....




İlçenin içindeki restorasyonlar hızla devam ediyor. 








"Kafe Kozana" tabelası bizi aldı şöyle bir Selaniğe götürdü, getirdi.........Sahibi Kozanalıymış......Zamanım olsa uzun uzun orada oturup konuşmak isterdim......Bir daha ki sefere artık....

KOZANA


Ve Sille Müzesi..








Girişte bizi Kisve-i Şerif karşıladı. Kabe'nin iç mekân örtüsü...Restorasyon sırasında Sille'de bulunan Çay Camii'nin müştemilatında bulunmuş. Burada sergilenmeye başlanmış.. 


Sille'de bulunan Şeytan Köprüsünün maketi

1950'li yıllarda Sille'de 16 atölyede 150 çömlek ustası faaliyet göstermekteymiş. Sille çömlek atölyeleri, toprak kap, tuğla ve kiremit imalatında Orta Anadolu'nun en önde gelen merkeziymiş. Ama şu anda Sille'de sadece 1 tane usta kalmış. 


Aynı zamanda 1905 yılında  Sille halı dokumada ihracat yapar durumdaymış. O döneme ait bir haber şöyle:
"Sille'de yirmi otuz  kadar halı tezgahında ihracata elverişli halılar üretiliyordu.Güzel ve nefis bu halıların arşını üç mecidiyeden bir liraya kadar satılıyordu." diyor.

Ayrıca  Silleli taş ustaları da  çok meşhurmuş....




















Mum ve şamdan yapımında da lider durumdaymış.






Müzenin duvarlarında Sille'nin çeşitli âdetlerinden bahsediliyor.
Barana; Sille kültüründe yaban hayatı adı verilen ve Hıdırellez'de gidip, Kasım ayında eve dönen, uzun süre birbirinden ayrı kalan Silleliler, kışın bir araya gelerek arkadaş hasreti giderdiği gruptur.Aynı yaş grubundan arkadaşlar, her gün birinin evinde toplanarak  sohbet ederler, musîkî icra ederlermiş.


Geregi; Sille'de gereğiler zamanında gayrimüslim ahalinin de katıldığı büyük şenlikler ve eğlenceler düzenlenirdi. Geregi  adı verilen, her yıl Ağustos ayının 3.haftası başlayan ve bir ay süreyle devam eden merasimlerde, pazar günleri aşağı bağlara, perşembe günleri de yukarı bağlara gidilerek eğlenceler düzenlenirmiş.



İlçenin girişindeki Ak hamam restore edildikten sonra Sille Halk Kültürü Müzesine dönüştürülmüş. Ama zaman darlığından gezemedim. 

Sille çok güzel restore edilmiş. İlçenin her yerinde sanat, kültür ile içiçe geçmiş. Selçuklu Belediyesini kutlamak lâzım...Adım adım Sille gezimizi beğendiğinizi umuyorum. Sevgilerimle...... 



2 Temmuz 2018 Pazartesi

SELANİK KATRİN KAZASINA AİT KÖY İSİMLERİ VE YERLEŞTİRİLDİKLERİ YERLER


Abdullah paşa tekkesi



Selam

Selanik Vilayeti Katrin kazasından mübadele de toplam 2392 kişi geliyor.  Ailelerin içinde birkaç tane Pomak aileye rastladım. Katrin kazası ile ilgili belgeleri araştırırken Katrin'den  gelip İzmir'e yerleştirilen bir operatör doktora rastladım. İsmi Hüseyin oğlu Bahtiyar Hüseyin......


Katrin Selaniğe bağlı bir kaza olmasından dolayı meslekler bürokrasi ağırlıklı......
Küpcü, tüfenkci, asker, memur, telgraf müdürü, posta müdürü, muallim,tüccar, memur, evkaf tahsildarı, berber, kaşıkcı,arabacı,faytoncu



Yerleştirildikleri yerler
 ANKARA
Keskin, Kalecik-Saray mahallesi
MUĞLA
Köyceğiz
BALIKESİR
Sındırgı, Ayvalık-Sakarya mah., Yenice
MANİSA
Muradiye, Mütevelli, Alaşehir-Arslan Fakı mahallesi
AYDIN
Meşrutiyet, Germencik-Üzümlü köyü, Bozdoğan,Mürselli, Söke-Kemalpaşa mahallesi, Davilya (Ovaköy), Beyköy
ANTALYA
Korkuteli, Kaş
İSTANBUL
Yalova-Kılıç nahiyesi, Beşiktaş,Beyoğlu-Çanta Mescid mah., Eyüp Balat köyü, Üsküdar, Kuruçeşme, Heybeliada,Eminönü,Aksaray,Kuzguncuk,Fener,Bebek
ADANA
Feke, Taşcı köyü
İZMİR
Cumaobası, Karşıyaka, Bostancı Köyü, Karantina, Tepecik, Bergama-Turanlı nahiyesi, Menemen, Tire-Yahşibey mah., Urla
ESKİŞEHİR
Paşa mahallesi
BURSA
Mudanya, Misebolu köyü, Muradiye, Karacabey, Kirmikir (Harmanlı köyü) 
KOCAELİ
İzmit-Kozluk mah.
EDİRNE
Uzunköprü
Bilecik, Samsun-Bafra




   Eski Katrin Hükümet konağı- Şimdi Okul olarak kullanılmakta....


KÖYLER
MAHALLE

Muharrem Paşa köyü

İclalliye mah.

Tehova



Lebanova



Boşnak-Polyan köyü
ÇİFTLİK

Batan Nehova
Balaniştan Çiftliği

Lukhoz



Çitros



Uncular



Balatomane



Panoviştre



Yeni Boşnak köyü



Reşadiye köyü



Vatan köyü



Korinos



Polyan



Katrin Çiftliği köyü



Sahilköy



Su sığırlık köyü




        İhsan Tevfik'in mübadeyi anlatan kitabı İnsan ve Mekân gözüyle mübadele adlı   kitabında Sivas'a yerleştirilen Türk, Sivas'tan gönderilen Rum mübadillerle söyleşiler yapmış ve anılarını derlemiş. Aşağıda bu mübadele kitabından kısa bir anekdot paylaşacağım sizlerle........

    "Bizim film olarak izlediğimiz ya da büyüklerden yarım yamalak dinlediğimiz mübadele gerçeği, 30 Ocak 1923 tarihli Mübadele Sözleşmesiyle Türk ve Rum yaklaşık iki milyon insanın hayatını bir anda değiştirdi. Ne insan hikayeleri var aslında, anlat anlat bitmez ve bunların hepsi film değil gerçektir. Kimileri anlattı ama daha çocuktuk kendimize göre daha önemli işlerimiz vardı, belki onun için biz dinlemedik, anlatacak insan aradığımızda da onlar yani mübadelenin birinci kuşak insanları çoktan aramızdan ayrılmıştı.
Birçok söyleşi yaptım ve görüyorum ki; insanlar aradan 90 yıl- neredeyse bir asır olacak- geçse de köklerini saygıyla ve sevgiyle  anıyorlar.Köklerine bağlılık ve memleket özlemi noktasında Rumeli'den gelen mübadil büyüklerimizin ve buradan giden Sivaslı Rumların hassasiyetini aynı gördüm. Her iki tarafı da dinlemek ve giden Sivaslı Rumların hemde Sivas ağzıyla Türkçe konuşmalarına tanık olmak, işin en ilginç ve duygusal anlarından biriydi

Kozana-Nasliç'in Rezne köyündeki seksen yaşına merdiven dayamış Sivaslı Stati'nin ayrılırken söylediği sözler aklıma geldikçe hâlâ beni duygulandırır:

"Gedin sağlığınan, galın sağlıcağnan, beni ağlatman......"
Hele bir köpek yavrusu paçamı ısırmaya çalışıp birden boş bulunup sıçradığımda söylediği sözü hâlâ gülümseyerek hatırlarım.,
"Gorhma, bizim oğlanın itinin enüğü...."


Sevgilerimle

21 Haziran 2018 Perşembe

TIYN-I MAHTÛM'UN SIRRI ve LİMNİ-ILIMLI ADADA BULUNAN KÖYLERİN ve MAHALLELERİN ADLARI




                                                                                                                      Alıntıdır.

Selam
Limni adası, Osmanlı zamanındaki ismi ile Ilımlı ada.....Ege Denizinde, Türkiye sınırlarına 50 km uzaklıkta, Gökçeada'nın güneybatısında bulunan volkanik adadır.
 Bir zamanlar Osmanlı idaresinde olan Limni adasının bir başka önemli özelliği ise şudur.  1.Dünya Savaşında, Osmanlı Devleti başarı göstermesine rağmen, birlikte savaşa girdiği devletler yenildiği için yenik sayılır. Mondros Ateşkes Antlaşmasını imzalayarak, savaştan ağır şartlar ile çekilmek zorunda kalır.    İşte Mondros Ateşkes Antlaşması, bu adanın Mondros Limanında imzalanmıştır. 
Antlaşmanın bazı maddeleri şöyledir.
* Çanakkale ve İstanbul boğazları İtilaf Devletlerine açılacak
*Osmanlı Ordusu dağıtılacak.
*Bütün demir yollarını ve haberleşme araçları İtilaf Devletlerinin kontrolü altına girecek.

Antlaşmanın en ağır maddeleri ise;
*7. maddesine göre galip devletler güvenliklerini tehlikede gördükleri stratejik yerleri işgal edeceklerdi. 
*24.maddesine göre ise; Doğu Anadolu bölgesinde, Van-Bitlis-Elazığ-Erzurum-Sivas-Diyarbakır'da bir karışıklık çıkarsa buralar işgal güçlerince mazeret gösterilmeksizin işgal edilebilecektir.
Bu antlaşma ile birlikte Osmanlı Devleti bağımsızlığını tümüyle kaybeder ve İtilaf Devletleri (İngiltere-Fransa-Yunanistan-İtalya) vatanımızı işgal etmeye başlar.

Bu antlaşmaya göre 
İngilizler, Antep,Urfa, Maraş ve Musul'u
Fransızlar, Hatay, Adana'yı (Dörtyol)
Yunanlılar, İzmir, Manisa, Muğla ve Aydın'ı
İtalyanlar, Antalya ve Konya'yı  işgal eder. Yıl 1918'dir.
                                                                

Atatürk; Mondros Ateşkes Antlaşması imzalandığı sırada 37 yaşındadır ve 7.Ordu Komutanıdır. Antlaşmanın maddelerine itiraz eder. İstanbul'a telgraf çeker, ama İstanbul'da ki Osmanlı yönetimi, işgale karşı savunma yapmamasını ister. Karşı çıkar. Bunun sonucunda görev başında olduğu 7.Ordu ve Yıldırım Orduları Grup Komutanlığı görevine son verilir. Mustafa Kemal İstanbul'a döner. Boğazda demirlemiş İtilaf donanmasını gördüğünde ağzından şu sözler dökülür.
"GELDİKLERİ GİBİ GİDERLER!"






Gelelim tekrar Limni Adasına

1912-1913 yılları arasında  kaybettiğimiz Balkan Savaşları sonrası yüzölçümü iki kat artan Yunanistan Devleti, Balkanlardan pek çok toprağı sınırlarına dahi ederken, Girit Adasını da alır. 1919-1922 yılları arası Batı Trakya ve Ege Adalarını da işgal eder. İtalya'nın işgalindeki 12 ada hariç, kalan tüm Ege adaları Ekim 1912- Mart 1913 tarihleri arasında Yunanlılar tarafından işgal edilir. Avrupa Devletleri 14 Şubat 1914'de İmroz, Bozcaada ve Meis'i Türkiye'ye bırakırken, Taşoz Semadirek, Limni, Midilli, Sakız ve Sisam'ı Yunanistan'a verdiklerini ilan ederler. Ancak bu adaların gerek Türkiye'ye ve gerekse kendilerine karşı tahkim edilmemesi şartını koşmuşlardı. Osmanlı Devleti bu kararı tanımaz ve bu şekilde Birinci Dünya Savaşına girilir.

Sonuç olarak yönetime, eğitim-öğretime, maliyeye ve savunmaya ilişkin gerekli önlemleri zamanında alamayan, siyasi gelişmelerin içeriğine nüfuz etmeksizin, umudunu dost olarak vasıflandırdığı büyük devletlerin aralarındaki dengeye bağlayan ve etkin bir siyaset izlemek yerine, uysal davranmayı tercih eden Osmanlı, milletlerarası bir soruna dönüşen bu uzun süreli mücadelede kaybeden taraf olur.*

*Şerafettin Turan- "Geçmişten günümüze Ege Adaları sorunu, boyutlar,taraflar"
111.Askeri Tarih Semineri, Türk Yunan ilişkileri, Ankara-1986




Gazeteci  Bülent Günal' ın tamamını burada okuyabileceğiniz  Osmanlı tarihi üzerine dersler veren, kitaplar yayınlayan tarihçi Health Lowry ile yaptığı röportajında ;


1456'da Limni Adasından, İstanbul'a bir heyet gelir. Fatih'e adayı kendi istekleri ile Osmanlı'ya vermek istediklerini söylerler. Fatih kabul eder. Adaya çoğu Rum kökenli 19 yeniçeri atanır. Bir yıl sonra adayı Papa'ya ait güçler işgal eder ama ada halkı tekrar Osmanlı İdaresi altına girmeyi ister. Üç yıl içinde Osmanlı güçleri adanın yönetimini tekrar ele geçirir. Birkaç yıl sonra Venedikliler adayı ele geçirir. Fakat halkın tavrı yine değişmez, halk yine tavrını Osmanlı'dan yana koyar. 1479 yılında Venediklilerle yapılan antlaşma sonucu Limni tamamen Osmanlı İdaresine geçer. Fatih'in Limni adasına karşı olan ilgisi ne adanın stratejik önemi, ne de vergi ile açıklandığını belirtiyor Lowry.......Ardından ekliyor;
Fatih aslında  Limni Adasında ki "Tıyn-ı Mahtûm " için savaştı

476 km'lik volkanik bir adada Fatih'in vazgeçemediği Tıyn-ı Mahtûm  neydi peki........

“Tıyn” çamur, “mahtûm” ise mühürlenmiş anlamına gelmektedir.*


 *Ferit Devellioğlu, Osmanlıca-Türkçe Ansiklopedik Lûgat, Ankara 1978

Sadece Limni Adasında bulunan "Tıyn-ı Mahtûm" yani "mühürlü toprak" la ilgili çok eskilere dayanan bir inanç vardır. Başlangıçta bu özel toprağın yılan sokması ve zehirlenmelere karşı şifa olduğu düşünülüyormuş. 15. yüzyıla gelindiğinde ise başta veba olmak üzere salgın hastalıklara karşı da önleyici bir etkisinin  olduğu düşünülmeye başlanılmış. O dönemlerde Fatih'in en büyük düşmanı veba..... 1455 ve 1467'de İstanbul'da iki büyük veba salgını olur. On binlerce insan ölür. Fatih Sultan Mehmed o tarihlerde İstanbul'a  Balkanlardan adam yolluyormuş salgının geçip geçmediğini öğrenmek için....Geçmediğini öğrenince Balkanlarda dolaşmaya devam ediyormuş.

Bu arada Limni adasından çıkan bu toprağın vebaya karşı kullanıldığı haberini alır. Adada vebaya karşı  bu toprak hap gibi yutuluyormuş. Mühürlü toprak  yani Tıyn-ı Mahtûm yılın sadece bir günü yani Hz. İsa'nın dirildiği gün olduğuna inanılan 6 Ağustos'ta Limni Adasında bir tepecikten çıkarılıyor. O toprağın kullanım hakkı şu anda bir Hırıstiyan ailenin sorumluluğunda... Tepenin hemen yanında bir çeşme yapılmış. Her 6 Ağustos'ta dini törenle tepede 2-3 metrelik kazı gerçekleşiyor ve bir miktar rengi kızıla çalan mühürlü toprak çıkarılıyor. Çıkarılan toprak önce çeşmede yıkanıyor, sonra bezlere sarılıp ağaçlara asılıyor. Ardından mühürlenip, İstanbul'a saraya gönderiliyormuş. Satılması kesinlikle yasak olan bu toprağı kaçak olarak çıkarmaya çalışanların ise kellesi vurulurmuş.
Fatih Sultan Mehmet bu topraktan bardaklar yaptırır. Halen Topkapı Sarayında bu bardaklardan birkaç tane var. Fatih'e sunulan içecekler önce bu bardağa konuluyor, ardından şaşaalı bir kadehe konularak Padişaha sunuluyormuş. Eğer içecekte zehir varsa Tıyn-ı Mahtûm'dan yapılan bardak çatlıyormuş! Eğer bardak çatlamazsa içinde zehir yok demekmiş. O yüzden mühürlü toprak çok değerli....Diğer ülkelerin elçileri Padişaha değerli hediyeler kürkler, mücevherler getirdiklerinde, Padişahın onlara verdiği hediyelerin içinde mutlaka  Tıyn-ı Mahtûm'dan yapılma bardaklarda bulunmaktaymış.*







 Fatih’in adanın kesin olarak fethedilmesinin hemen ardından, Limni’ye tıyn-ı mahtûm ile alâkalı bilgi toplamaları için bir heyet gönderdiği bilinmektedir. Bu yalnızca Osmanlı padişahlarının toprağa hassasiyetle yaklaştıklarının bir örneğini teşkil etmektedir. Bunun dışında çıkarılan toprağın çok önemli bir kısmının saraya gönderilmesi, Osmanlı padişahları için esas önemli olanın toprak üzerinden ticarî gelir elde etmek olmadığını düşündürmektedir. Buna rağmen toprağın ticarî bir emtia değeri taşıdığı anlaşılmaktadır. Bu hususta Naîmâ oldukça ilgi çekici bilgiler aktarmaktadır. Tarihçi bilhassa nispeten zengin bir kesimin, tıyn-ı mahtûma rağbet ettiğini, yahut edebildiğini bildirmekte, dolayısıyla ticarî bir değeri olduğuna dikkat çekmektedir. Ayrıca Hoca Saadeddin Efendi de tıyn-ı mahtûmun devlet hazinesine önemli katkı sağladığını ifade etmektedir.
Toprağın ne denli kıymetli olduğu, İstanbul’un ağırladığı üst düzey misafirlere hediye olarak sunulmasında da açık bir biçimde görülmektedir. Bu noktada Stephan Gerlach’ın tanıklığına müracaat edilebilir. Gerlach, elçiye sunulan en kıymetli armağanlar arasında zaman zaman tıyn-ı mahtûmun da bulunduğuna işaret etmektedir.*

Yasemin Demircan'ın Acta Turcica Türkoloji dergisinde yayınlanan    AKDENİZ DÜNYASININ MUCİZE TOPRAĞI  adlı makalesinden.....



                                                   ALINTIDIR




 Limni adasının mübadele ile gelen  eski sakinlerinin çoğunluğu İzmir-Foça'ya yerleştirilmiş. Diğer bir kısmı ise; 
İZMİR
Ödemiş, Çeşme, Alsancak, Bergama, Halkapınar köyü, Karşıyaka'ya
BALIKESİR
Edremit, Havran, Erdek, Altınoluk, Ayvalık'a
ÇANAKKALE
Lapseki, Bayramiç, Yukarı çarşı mahallesi, Ezine, Musaköy, Ayvacık'a
İSTANBUL
Çatalca Kabakça mah., Arnavutköy, Kadıköy'e
Ordu-Ünye'ye
Aydın-Karapınar köyü'ne ve  Nazilli'ye yerleştirilmiştir.


Ilımlı yani Limni adasında bulunan köyler ve mahalle isimleri aşağıdadır.

KÖYLER
MAHALLE
Kornoz
Kadı Ahmet
İsterati
Kale Altı
Portyanoz
Çarşı
Kuzulu
Camii Cedid
Lera
Halil bey
Şiyordiya
Kayacık
Kroni
Meydan
Penaya
Varoz
Kondiye
Camii Atik
Kortuz
Komi
Filya
Firgide
Bozcaada (Tenedos)
Kapıska
Orispol
Çamandarya
Ayopat
Karpaş
Açkı
Livadimor
Kondopol
Tanoz
Mondoros
Kondoraki
Paşa Limanı
Plaka
İmroz kazası
Angaryanoz
Kapya
Orminoz
Yerlice
Candır



İşte böyle bir zamanlar bizim olup, kaybettiğimiz vatan topraklarından birinin daha ilginç hikayesi.......Umarım yayınlarımın faydasını görüyorsunuzdur.
                                                                         Sevgilerimle