MÜBADELE etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
MÜBADELE etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

16 Şubat 2018 Cuma

MÜBADELE ÖNCESİ VE SONRASI ESKİ-YENİ KÖY İSİMLERİ




Selam

E-Devlette alt ve üst soy bilgileri açıklanmaya başladıktan sonra Atalarının doğduğu köylerin isimlerine ulaşanlar, şimdiki Yunanca isimlerini bilemedikleri için benden yardım istemeye başladılar.
Bu durumla ilgili olarak benimde kaynak ve  başucu kitabım olan İstanbul Lozan Mübadilleri Vakfı Genel Sekreteri Sevgili Sefer Güvenç'in derlediği Mübadele öncesi ve sonrası Eski ve Yeni adları ile "Kuzey Yunanistan Yer Adları Atlası"nın kapağını burada paylaşmak istedim.

Atlasda 19 il için ayrı ayrı il haritaları yapılmış, yerleşim yerlerinin eski ve yeni adları haritalarda birlikte gösterilmiştir. Her il haritasının arkasında eski ve yeni adların fihristleri vardır. Atlasta yer alan vilayetler Preveze, Thesprotia, Yanya, Grebene, Kozana, Kesriye, Florina, Alasonya, Pieria, İmathia, Pella, Kılkış, Halkidikya, Selanik, Serez, Kavala, Drama, İskeçe, Rodop ve Meriç illerine ait 3739 yerleşim yerinin eski ve yeni adları yer almaktadır.

Çok değerli bir kaynak kitap olduğunu belirtmek isterim. Atlası İstanbul Lozan Mübadilleri Vakfından temin edebilirsiniz. Ayrıca  0 212 245 61 55 nolu telefon numarası ile irtibata geçerek kargo ile isteyebilirsiniz.
Sevgilerimle 
               

15 Şubat 2018 Perşembe

KOZANA HATIRALARI......



Selam
Mübadil insanların fotoğraflarıyla birlikte bir mübadele hikayesi anlatımı burada....Bakalım kimlerle ortak hikayelerimiz var?

7 Şubat 2018 Çarşamba

YA BENİ DE GÖTÜR, YA SENDE GİTME...........



En güzel Çorum türküsü.....


Bir gün köklerimi aramak için Çorum yollarına düşeceğim, kırk yıl düşünsem aklıma gelmezdi..

Annem; ananemin ailesiyle birlikte, Yunanistan'dan bindikleri geminin onları Samsun'a bıraktığını, oradan akrabaları ile birlikte Merzifon'a gönderildiklerini, bir kısmının orada kaldığını, diğerlerinin ananemlerde dahil,  Çorum Sungurlu'ya yürüyerek geldiklerini anlatırdı. Çorum Sungurlu mübadil listelerini arşivlerde bulduktan  sonra bizimkilerin  iskân edildikleri yerin o zamanlar Sungurlu'ya bağlı Çarşıdere  köyü olduğu netlik kazandı. O dakikadan itibaren içimde yeşeren "gidip görmeliyim" duygusu bütün benliğimi yavaş yavaş ele geçirdi. Birkaç hafta sonra bir pazar günü maceralı  Çorum seyahatimiz başladı. Çorum yol maceramızı BURADA (yazının üstüne tıklarsanız o yazımı okuyabilirsiniz.) anlatmıştım.



O gün bayağı maceralı bir seyahat sonrası 1640 rakımlı Aygar dağının zirvesinde bulunan  Çarşıdere'ye vardık. İnanın köye indiğimizde hepimizin başı yükseklikten fırıl fırıl dönüyordu. İlk izlenimimiz, iki vadi arasında  yemyeşil bir köy.....girişte terk edilmiş bir köy okulu ve yanı başında iki katlı bir bina bizi karşıladı.Geldik ama nereye gideceğimizi ne yapacağımızı bilemiyoruz. Perdeli giriş kattaki evin  kapısını çalmaya karar verdik.  Okul bahçesinde kocaman bir inek sakin sakin otluyor. Arada dönüp bize bakıyor, tekrar ot yemeye başlıyor. Biz yakından inek  görmemiş şehirliler, korka korka ineği göz hapsinde tutarak eve yanaştık ve  zilini çaldık.Evde kimse yok. Etrafa bakınırken biri bize doğru yanaştı ve
-hoş geldiniz dedi ben köyün imamıyım, burası da benim evim...Kim için geldiniz buraya?
Ben Ankara'dan geldiğimizi, Ananem ve ailesinin Selanik'ten bu köye geldiklerini, eğer köyde kaldıysa eski evlere bakmak, büyük ihtimal eski kilise olan camiyi gezmek ( ya kiliseler camiye ya da camiler kiliseye dönüşür. O toprakların kimin eline geçtiğine bağlı) köyü ve köylüleri  tanımak istediğimiz söyledim. Aklıma hiç gelmemişti o gün orada Yunanistan Selanik doğumlu, mübadeleyi 3-4 yaşlarında yaşayan ve geçmişe ait hiçbir anısını unutmayan Cemile nine ile karşılaşacağım........

-Tamam dedi imam, ben sizi gezdiririm. Burada yaşayan birkaç mübadil aile var. Sizi onlarla da tanıştırırım.


Arnavut kaldırımlı köyün içinde yürümeye başladık..Yemyeşil, köy evleri ağaçların arasında kaybolmuş, evlerinin önünden şırıl şırıl küçücük bir dere akan,  kuşların cıvıldadığı sakin- sakin- sakin bir köy.....İlk camiye uğradık. Bahçesinde top top  leylakların o mis gibi baygın kokusu, zaten temiz havadan serseme dönen bizi iyice sersemletti. Caminin, kilise olan  ilk halinden eser yok.Yenilenmiş. Sadece dış görüntüsü değişmemiş. İmama, o döneme ait hiçbir şey kalmadı mı? diye sordum. Yok dedi. Kalan hiçbir şey yok.

Ardından köyün içinde gezmeye başladık. İmam bize Selanik'ten gelenlerin zamanla buranın iklimine alışamayıp, köyü terk ettiklerini boşalan köyün, sonrasında Malatya'dan göçen vatandaşların  yerleştirildiğini anlattı. Mübadil bir ailenin evine gittik.Evdeki  büyük anne Yunanistan doğumlu fakat alzaymır hastası hiçbir şey hatırlamıyor.
-Biraz aşağıda bir de Cemile nine var dedi ona götüreyim sizi.....
tamam dedik, hadi gidelim..
köyün kıvrımlı yollarından aşağı doğru indik, kapısının önünden dere geçen bahçesi ağaçlıklı   iki katlı bir evin önünde durduk...
İmam içeri  size "Tanrı misafiri" getirdim diyerek seslendi..Balkona çıkan bir kadın yukarı gelsinler diye karşılık verdi. Tahta merdivenlerin gıcırtısı ile yukarı çıktık.
-Buyur ettiler oradaki yer minderlerini işaret ederek, dimdik oturan nenenin yanına sıra sıra oturduk.
 -neden geldiğimizi anlatan kısa bir girişten sonra, oğlu işte annem dedi. 96 yaşında Selanik-Cuma köy doğumlu, kulakları ağır işitir, bağırmanız lazım, fakat aklı zehir gibidir, en ufak bir olayı dahi hatırlar. Hatta Selanik gelirken ve geldikten sonra hikayelerini bize anlatırdı da biz anam yine başladı derdik,pek ciddiye alıp dinlemezdik. Şimdi sizi görünce biz naptık? dedim kendi kendime....koca bir tarihi dinlemeden büyüdük, farkına varamadık, değerini bilemedik şimdiye kadar  anamızın.....

Keşke geçen sene gelseydiniz, babam o da Selanik doğumluydu, o kadar çok anlatırdı ki oraları, arkasından da ağlamaya başlardı, sizi görse benim melmeketli  gelmiş diye o kadar çok sevinirdi ki! dedi ve dolu dolu olan gözlerini çevirdi.
Biz oğluyla konuşurken, dimdik oturan Cemile nine gözlerini dikmiş,  bize gülümsüyordu. Bu arada söylemek isterim; Rumeli kadını kaç yaşına gelirse gelsin bir duruşu vardır.  O yüzden "Rumeli kadını rütbe gibidir durup durup selam veresin gelir" derler. Öyle bir endamla yanımda oturuyordu 96'lık Cemile Nine.....  Kulağına doğru eğildim, bağırarak
-Cemile nine ben seni görmek için Ankara'dan geldim. Selanikliyim bende dedim....
Nine ağlamaya başladı, yemenisinin kenarıyla göz yaşlarını siliyordu bir taraftan da.... herkes bir anda sustu, hani herkes aynı anda susunca " biri daha öldü, bunun adı  ölüm sessizliği"  derler ya! işte öyle bir şey.....

-Neden daha önce gelmedin dedi? Hep söyledim benim çocuklara  birgün biri gelip, beni bulacak diye..inanmazlardı bana, gülerlerdi... Kocam vardı, görümcemler vardı..onlar hep sana anlatırdı oraları...benim bildiğim çok az, anamın anlattığı kadarını biliyorum, küçükmüşüm ben...ama onlar gençmiş her şeyi hatırlarız biz derlerdi.....

-Napalım nene? yetişedim onlara işte dedim, sen bana anlat neler biliyorsun?
Benim kaynatamlar diyerek başladı anlatmaya....  geldiklerinde  topraktan evlere yerleştirmişler, çimento katmamışlar evlere....yağmış yağmur , yağmış yağmur, toprak dam çökmüş üzerlerine,,,,,,,kaynatam çok hastalanmış o ara, ev denilen yerde bir tas yokmuş ki su içmeye...kaynanam çıkmış hayvanların su içtiği yalakları almış, getirmiş eve, kaldırarak su içirmiş hasta kocasına.....çok çileler çekmişler çok dedi..
O sırada gelini bize ayran yaptı getirdi.Köyün tamamı hayvancılıkla uğraşıyormuş. Süt, yoğurt,ayran bol bol....Gelini ayranı bana verirken, sor bakalım dedi cebinde niye kuru soğan taşırmış?
-Cemile nine dedim kulağına bağırarak
Cebinde niye soğan taşıyorsun?

Ah onu hiç sorma..Biz melmeketten (bizimkilerin dilinde memleket, melmekettir) gelirken,  yaşlı nenemi ve beni bir kağnıya bindirmişlerdi. Yolda acıktım soğan istiyorum  diye ağlamaya başladım
-Sus dedi babam....biz ekmek bulamıyoruz, sen soğan diye ağlıyorsun!
İçine oturmuş o minik kızın bu azarlanma....o gün bugündür yeleğinin cebine her gün küçük bir kuru soğan koyarmış...yani 93 yıldır...dile kolay...
Daha fazla yormak istemedik Cemile nine'yi....fotoğraflar çektirdik, tekrar geleceğimize dair söz vererek buğulu gözlerle yanından ayrıldık.
Merdivenlerden inerken; gitmeyin dedi ilk önce, sonra boğazı düğüm düğüm  tekrar gelin oldu mu? diye seslendi.
Bu sefer bizi gezdirme görevini Cemile Ninenin oğlu Mevlüt devraldı. Mezarlıkları görmek istediğimi söyledim ona....bizi alıp Rum Mezarlığına götürdü. Köy çeşmesinin arkasında hiçbir taşı olmayan dümdüz bir alan......
-Hiç mezar taşı yok muydu? dedim. Yeni yapılan evlere temel taşı oldu dedi.
Ardından küçük dereyi atlayarak müslüman mezarlığına giderken yolda yıkık dökük bir evin yanında durduk. Mevlüt bu ev bizim eski evimizdi dedi. Evin Rum olan sahibi 1970'li yıllarda bu köye gelmiş. Ev o sırada sağlammış Mevlüt'ün babasına bu evin eski sahibi olduğunu, evini görmek istediğini söylemiş çok yalvarmış. Bizimkiler eve sokmamış.
Keşke gösterseydiniz niye böyle yaptınız? dedim
Cahillik işte.... çok pişman oldu  dedem ama adam gitmişti bir kere dedi.....
Ben bu hikayeyi, Çarşıdere yazımda paylaştıktan birkaç ay sonra bir mail aldım. Yunanistan'dan geliyordu mail....Xatzi o anlattığın benim dedem diyordu...Dünya o kadar küçük ki... Aşağıdaki fotoğraftaki soldaki ev Xatzi'nin dedesinin evi....



Mezarlığa giderken bahçede  yaşlı bir amca gördük, yanına gittik. Nerden geldiniz buralara? diye seslendi. Ankara dedik inanamadı.. Selanikli misin? dedim yok dedi..yanından ayrılıp  belki bir mezar taşı buluruz  umudu ile eski Türk mezarlığına yürümeye başladık. Derenin kıyısında yemyeşil dümdüz bir alan..
-İşte burası dedi Cemile ninenin oğlu....yok Rum mezarlığından farkı yok buranın da, ne bir mezar taşı, ne de oranın eskiden mezarlık olduğunu gösteren bir emare.....oraya giderken içimde küçükte olsa bir umut vardı Annanemin babası İzzet ve annesi Mihriban'ın mezarının orada olduğunu düşünüyordum çünkü.....boynu bükük ayrıldım oradan da... Oysa benim içimde  Türk mezarlığında en azından bir taş bulabilirim umudu vardı. Dönüşte minik derenin üstünden atlarken, tezeği taş sanıp üstüne basınca da, (bazen bende ki öngörü bu kadar tekdüze olabiliyor yani, kahverengi gördüm ya....)ayak bileğime kadar tezek içinde kaldım. elimdeki ıpad havaya, ardından cumburlop  dereye düştü,çocuklar suyun içinden  hemen aldılar, Allahtan kabı vardı da bir şey olmadı. Olan bana oldu ve bundan sonraki köy gezimi ayak bileğime kadar battığım tezek içinde tamamladım.

Çarşıdere köyüne gitmeyi, baharda tekrar  düşünüyorum. Çünkü Cemile nineye söz verdim 100. yaşgününü kutlamaya gideceğim.
                                                                                     Sevgilerimle 







23 Ocak 2018 Salı

126 YILLIK BİR VERESİYE HİKAYESİ.......






Selam herkese
Bu akşam burada  biraz gülümseten, biraz hüzünlendiren  farklı bir veresiye defteri hikayesi var.
                                                                                  Sevgilerimle    



-Marika 4 kilo pirzola aldı ama parasını getirmedi........
bu bir duvar yazısı...Bakkal Mihalis efendi borcunu tahsil edemeden gitti. 
Kırklareli-Demirköy'e bağlı Hamdibey köyü, mübadeleden önce 1900'lü yıllarda zengin bir Rum kasabasıydı. O zamanlar buraya "üç manastır arası yer" anlamına gelen "Trulya" derlerdi. Bu üç manastır Büyük Manastır, Küçük Manastır ve Demirköy manastırı idi. Trulya'da çok büyük bir kilise ve iki su değirmeni bulunuyordu. Yaptıkları kanallarla  değirmenlerin suyu boşa harcamayarak  köyün içine sevk ediyorlardı. Kadınlar köyün içine doğru akan minik derede çamaşırını, yatağını, yorganını yıkardı. Yollar arnavut kaldırımı idi. Sığır, domuz, koyun, keçi ve hatta kanatlı hayvanlar bile köyün içine sokulmaz, köyün dışındaki ahırlarda bakılırdı. O yüzden Trulya'da ne sivrisinek ne de karasinek vardı. Yollar tertemizdi. Haliyle ahalinin işleri yolunda, keyfi yerindeydi. Köylülerin geçim kaynakları ise;başta hayvancılık, balcılık, kilimcilik, ipekçilik, şarapçılıktı. Ahalinin kereste ve odun kömürü ihtiyacını,  Istranca ormanları karşılıyordu. Kasabada her evin alt tarafı mağaza idi. Üst katta yaşanır, alt katta para kazanılırdı.

Trulya esnafının çok hoş bir adeti vardı. Alacaklarını, vereceklerini duvara yazıyorlardı. Muhasebe defterleri dükkanlarının kapıları ve sıvalarıydı. Bu sayede kimin borçlu kimin alacaklı olduğunu herkes bilirdi. Büyük bir tesadüf eseri olarak bu yazılardan birkaç satır günümüze kadar ulaştı. Birgün eğer yolunuz bu kuş uçmaz kervan geçmez köye düşerse, orada Bakkal Mihalis Efendi'nin duvarında 126 yıllık "çetele defterini görebilirsiniz.

"Nikos canın çıkmasın, süt yine eksik......."
"Vasiliki bir çeki un aldı, çeyreğini ödedi...."

Evin ön cephesinde iki pencere arasında ise daha özenli olarak şu yazı vardır:
"Mihalis'in evi, Bay Nikola İ.Yannuka usta sayesinde, pazar günü 29 Haziran 1891'de tamam oldu."

1924'de Trulya'nın Rum, birazda Bulgar'dan oluşan halkı gittikten sonra, buraya önce Arnavutluk'tan, Sırbistan'dan, Romanya'dan gelen muhacirler yerleştirildi. Böylece 1000 hanelik kasaba, 200 hanelik köye dönüşmüş duruma geldi.

                                        Ümit BAYAZOĞLU yazısından alıntıdır.




13 Ocak 2018 Cumartesi

CAFE AMANLAR ve REMBETİKO



Fotoğrafa tıklayarak, Gülbahar yumuşak yumuşak çalarken  yazıyı okuyun bence :))))


-Rembetiko kültürünün doğuşu-

Anadolu'daki Yunan yenilgisinden sonra, Büyük Helen İmparatorluğu- Megali İdea hayali ve din kardeşliği nedeniyle, Yunanlılara sempati ile bakan  Rumlar,  Türklerin kendilerinden intikam alacağından korkarak kitleler halinde Yunanistan'a göç ettiler. O zamanki nüfusu 4-5 milyon olan yerli halka, birde Anadolu'dan gelen yaklaşık 1.500.000 göçmen eklenince Yunanistan çok ciddi ekonomik ve siyasal sorunlarla karşı karşıya kaldı. Ticari dengeleri alt-üst olan Yunanistan, ihtiyaçlarının çoğunu ithal etmek zorunda kalmıştı. Açlık sınırındaki ülkede salgın hastalıklar artmış, mübadillerin yaşadığı çadır kentlerde tifo, tifüs, çiçek  salgını baş göstermişti.

Yerli Yunanlılar ise; şaşkın vaziyette bir yıl önce Megali İdea hayali ile zafere ve Anadolu'nun işgaline umut bağlamışken, yaşanan bu büyük hezimetten, Anadolu'dan gelen mübadilleri sorumlu tutuyorlardı.  Dindaşları olan Rumları ötekileştiriyorlar ve dışlıyorlardı. Dışlanan ve ciddi bir husumete maruz kalan mübadiller, yalnızlıktan ve anavatanlarından kopmanın hiçbir yere ait olamamanın acısı ile giderek kriminalize olmaya devam ediyorlar, kurdukları gettolarda Anadolu'dan getirdikleri kendi gelenek ve kültürlerini yaşatarak dayanışma içinde varlıklarını sürdürmeye çalışıyorlardı.

Savaş ve siyasi çalkantılar sonucu başka bir ülkeye mülteci olarak sığınanlarda ya da zorunlu göçe tabi tutulanlarda sıklıkla görülen "Sıla hasreti" şeklinde kendisini gösteren "Kökten kopma sendromu" Rembetçi mübadillerde ziyadesi ile ortaya çıkmıştır. Göç literatüründe  "Hayata Küsme Bozukluğu" olarak tanımlanan sinsi ve kronik çaresizlikle baş etmekte zorlanan ve varoşlarda birbirine kenetlenerek asgari yaşam koşullarında yaşama tutunmaya çalışan bu marjinal gruplarda suça yönelik davranışlar alkol,esrar başta olmak üzere madde bağımlılıkları yoğun şekilde olduğundan, kolluk güçleri tarafından sıkı kontrol altında tutulmuşlardır.

Ezilmişlik, dışlanmışlık, hor görülme sonucu gelişen narsistlik incinmişlikler bu grubun ortak hüznü haline gelmiş altta yatan kronik depresif ruh halini ancak bu söz konusu suç mahallerinde (Cafe amman'larda) bir nebze olsun dindirmişlerdi.

Yaşadıkları topraklardan sökülüp atılan mübadil göçmenlerin birinci kuşağında yaşanan sayısız sosyal travma ve acılar kuşaktan kuşağa özellikle sözlü kültür aracılığı ile aktarılırken, acılı yaşam öyküleri Anadolu kökenli çalgıcıların ve yine Anadolu ezgilerinin karıştığı bir tür özgün müzik (Rembetiko) ile "kolektif kimliklerini" yıllar içinde inşa ediyorlardı.Onlar için  Rembetiko sadece bir müzik değil aynı zamanda bir yaşam biçimiydi. 

Bu "yaralı kimlik bilinci" onlara yeni bir yaratıcılık olanağı sunmuş ve özellikle 1950'lerden sonra özellikle Amerika'ya açılmakla ünlenen Rembet müziği Afroamerikalıların  yarattığı Blues ve Caz ile aynı kalitede özgün müzik olarak dünyaya yayılmıştır.

Prof.Dr. Cengiz Güleç'in "Büyük mübadele'nin yarattığı sosyopsikolojik sorunlar ve rembetiko kültürünün doğuşu" adlı makalesinden alıntıdır.

Racon gereği Cafe Ammanlara gidip, müzisyenlerden şarkı isteyen külhanbeyi (bi mangaslar)  o şarkı çalmaya başladığında   tek başına  dans etme hakkına sahip olurmuş.
Yani Rembetiko'nun yazılmamış ama herkes tarafından bilinen belli kuralları varmış.

                                                                 Sevgilerimle

6 Ocak 2018 Cumartesi

LOZAN'IN ÇOCUKLARI ETKİNLİK DUYURUSU



Lozan Mübadilleri Vakfı & Ankara Lozan Mübadilleri Derneği Etkinlik Duyurusu







Lozan'ın Çocukları Türk-Yunan Nüfus Mübadelesinin 95. Yılında Anma
Etkinlikleri Düzenliyor.

7 Ocak-1 Şubat 2018 tarihleri arasında Kadıköy Belediyesi Barış Manço Kültür
Merkezinde mübadil aileler, bir dizi etkinlik ile geçmişlerini anlatacaklar.

7 Ocak 2018 Pazar akşamı saat 18.00'de Kadıköy Belediyesi Barış Manço
Kültür Merkezinde "MÜBADİL İNSANLAR-Hasretin İki Yakasından Mübadele
Öyküleri, Portreler, Anı Eşyaları Sergisi " Anma programlarının ilk
etkinliği olacak. 
        
Toplumlar için göç kavramı 21. Yüzyılı yaşadığımız şu günlerde hala çok büyük önem taşımaktadır. Göç olgusu tarihimizde önemli bir yer tutar. Bu göçler 19.yüzyıldan itibaren kaybedilen topraklardan Anadolu'ya, Anadolu'dan da dış ülkelere doğru olmuştur. Ülkemizin yaşadığı en büyük göç dalgası, bundan tam 95 yıl önce Türkiye ve Yunanistan Devleti arasında yapılan nüfus mübadelesi ile gerçekleşmiştir.


 Türkiye ve Yunanistan, 30 Ocak 1923 tarihinde Lozan Barış Antlaşmasına ek olarak bir mübadele sözleşmesi imzaladılar. Sözleşmeye göre Türk topraklarına yerleşmiş Rum Ortodoks dininden Türk uyruklularla, Yunan topraklarına yerleşmiş Müslüman dininden Yunan uyruklu olanların zorunlu mübadelesine karar verildi. Kısaca mübadele "din esaslı"olarak yapıldı.


 Yunanistan'ın Balkan Savaşına katıldığı tarih olan 18 Ekim 1912

tarihinden itibaren yurtlarını terk etmiş olanları da kapsamına alan bu sözleşme ile yaklaşık 2.000.000 insan doğdukları toprakları terk etmek zorunda kaldı.


Yunanistan doğumlu ilk mübadiller artık 95 yaşın üzerinde. Sayıları bir elin parmakları kadar az kaldı. Hatırladıkları bile kendilerine çok uzakta......2.kuşak mübadiller ise büyüklerinden duydukları kadarını biliyorlar. 



2.kuşak mübadiller ise büyüklerinden duydukları kadarını biliyorlar. 1.kuşak mübadiller memleket hasreti ile bu dünyadan sessizce göçüp gitti. Torunları ise, kendi özel tarihlerine ve kültürlerine ait izleri sürmeye çalışıyor.

"MÜBADİL İNSANLAR" sergisinde 1.kuşak mübadillerin göç öyküleri ve yanlarında getirebildikleri çocukları ve torunları için  
anlamı ve yanlarında getirebildikleri, çocukları ve  torunları için anlamı manevi değeri büyük olan anı eşyaları sergilenecek.

Peki her iki toplumda da bu kadar baskı, zulüm ve acıya rağmen Türk ve Yunan toplumları birbirinden ayrılabilmiş mi? Hâlâ aynı denize bakıp hüzünlenen, aynı şarkılarla ağlayan, kültürleri birbirlerine çok benzeyen her iki toplumda da sevinç, üzüntü, kaygı, nefret, acı, mutluluk hepsi bir arada yaşanıyor. Türklere ait milli bayramlarda, Yunanlılar ağıtlar yakıp yas tutarken, Yunanlılara ait milli bayramlarda Türkler hüzünleniyor. 
Ekonomik ve jeopolitik durumlarından dolayı "Arap Baharı" olarak adlandırılan özgürleşme ve demokrasi getirmek adına Irak, Suriye ve Libya'ya savaş açılması binlerce insanın ölmesi, göçlerle ülkelerinden uzaklaştırılmaları tarihin 21.yüzyılda da tekerrür ettiğini bize göstermektedir. Kısaca acının milliyeti, cinsiyeti, dili, dini, etnik kökeni yoktur. Acılarımız ortaktır.


Diliyoruz ki "Çekilen Acıların Bir Daha Yaşanmasın"

Kamuoyuna saygı ile duyurulur.




22 Aralık 2017 Cuma

YÜZYILLARDIR DİRENEN HALK.......POMAKLAR....






Selam

Bugün size yüzyıllardır çeşitli ülkeler tarafından asimile edilmeye çalışılan, her ülkenin türlü tezlerle "kendilerinden" olduğu yönünde açıklamalar yaptığı, kendi aralarında konuştukları dil olan pomakça'nın, dünyanın hiçbir yerinde resmi dil olarak kabul edilmediği, çeşitli baskılarla  akrabaların, dünyanın dört bir yanına dağıldığı ama hâlâ birbirlerini aradıklarını, çok acı çeken, bazı adetlerinin, şamanizmi çağrıştırdığı, ilginç bir topluluğu anlatmaya çalışacağım.  Türklerin; Kuman-Kıpçak topluluğunda  bir sarışınlık durumu söz konusu.. Daha açık ten rengine sahip, saç renkleri sarı ve açık kumral olan, mavi veya açık renk göz rengine sahip, zeki-çalışkan-güleryüzlü Pomaklar.......

Abdürrahim Dede'ye göre, XI.yüzyılda Rodoplara yerleşmiş "Kuman Türklerinin" torunları.....
İlber Ortaylı'ya göre; Helen ve Slav asıllı Müslümanlar.....






1923-1924 tarihli tasfiye talepnameleri  araştırmalarım sırasında, Türkiye'ye gelen bazı ailelerin adlarının önünde "pomak" ifadesinin yazıldığını gördüm. Aynı bir lakâp gibi...biraz araştırdıktan sonra -sevgili hocam Leyla Kaplan'ın yardımları sayesinde- Pomakları öğrendim. Yunanistan'da yaşayan Pomaklar mübadele sırasında, Türkiye'ye geldikten sonra, İstanbul, Edirne,Kırklareli,Tekirdağ, Çanakkale, Balıkesir, İzmir, Manisa ve Bursa'ya iskân edilmişler.



Balkanlarda, büyük çoğunluğu Rodop dağları civarında yaşayan Pomakların, Anadolu'dan Balkanlara ve Adriyatik denizine uzanan bir saha içerisinde yaşadıkları, tarihte pek çok devletin hâkimiyeti altında varlıklarını sürdürdükleri bilinmektedir. Pomakların etnik kökeni hakkında çeşitli iddialar bulunmaktadır.  Slav topluluğunun bir parçası olduğu  oldukları iddiası en yaygın iddialardan biridir. 
Pomakların 7.yüzyılda Balkanlara yerleşen Slavlar (Smolensk, Mirvatistler, Draguvitler) olduklarıdır. Konuştukları dil olan Pomakça Bulgarca'ya yakın bir dildir. %30 Ukrayna Slavcası, %25 Kuman Kıpçak Türkçesi, %20 Oğuz Türkçesi, %15 Nogayca, %10 Arapça'dan oluşmaktadır.

***Konuştukları dil yüzünden Bulgarlar, Pomakları  Bulgar kabul etmektedir.


Balkanlar’daki Pomaklar’ın kaderi, 1877-1878 Osmanlı-Rus savaşından sonra değişti. Savaşın ardından Balkanlar’da birçok yerde olduğu gibi çok zor şartlarda yaşamaya çalışan Pomaklar’ın bir kısmı katledildi, bir kısmı Türk hâkimiyetindeki bölgelere göç etmek zorunda bırakıldı.  Yerlerinde kalanlar, Osmanlı egemenliğinin Balkanlar’da sona ermesinden ve Bulgar Devleti’nin kurulmasından itibaren çeşitli baskılara mâruz kaldı. Osmanlı-Rus savaşı ile başlayan Bulgarlaştırma ve hıristiyanlaştırma hareketi, 1912 Balkan Harbi’nde hezimete uğratılan Türk askerinin geri çekilmesiyle yoğunlaşmış, Temmuz 1913 tarihine kadar 200.000 civarında müslüman Pomak Türk’ün ismi Slav-Bulgar isimleriyle değiştirilmiş, zorla Ortodoksluk kabul ettirilmiştir. (Problemi na Razvitieto na Bılgarskata Narodnost i Natsiya, s.21)

 Bu hareketler, Bulgar Ortodoks kilisesinin resmî belgelerinde müslüman Bulgarlar’ın (Pomaklar) Ortodoks hıristiyan dinine ve Bulgarlığın sinesine geçmesi, bir dizi yayında ise Hıristiyanlığı kabullenme ve vaftiz olarak kaydedilmiştir.

1944 yılında Bulgaristan’da komünist yönetimin iş başına gelmesi Pomaklar’a büyük ümitler verdi. Fakat yeni yönetiminde Pomaklar’a bakışı değişmedi. 1960’lı yılların ikinci yarısından itibaren Pomaklar’ın zorla müslümanlaştırılmış Bulgarlar olduğu yönünde birçok kitap yayımlandı. Bu yayınların meydana getirdiği ortamda 17 Temmuz 1970 tarihinde Bulgar Komünist Partisi Merkez Komitesi Politbüro yetkilileri 549 sayılı gizli kararı ile Pirin Makedonyası ve Rodoplar bölgesinde yoğun yaşayan müslüman Pomak Türkleri’nin tedhiş yoluyla Bulgarlaştırılmasını kararlaştırdı. Bu karar 1970-1974 yılları arasında kanlı biçimde uygulandı.

Bulgarlar özellikle müslüman Pomakları baskı altına alarak onları Bulgarlaştırmaya çalışmıştır. (İkdam gazetesi 31 Ocak 1914)  Pomakları zorla vaftiz teknesine sokup vaftiz etmişler, Türkçe adlarını unutmalarını, Bulgarca isimlerini söylemeleri için zorlamışlardır. Zorla vaftiz edilen müslüman Pomak kızları Bulgar askerleriyle, Pomak erkekleri, Bulgar kızları ile evlenmeye zorlanmışlardır.(Ahmet Halaçoğlu- Rumeli'den Türk göçleri 1912-1913) Pomaklara en büyük zulüm ve katliamları Bulgarlar yapmıştır.


***Yunanlılar ise; Pomakların eski Yunanlılar olduğunu ve Traklardan geldiğini, Pomax kelimesinin "içkici" anlamına geldiği ve eski Yunanca'da Achrjani-Agrioni'lerden geldiklerini, kan bağı bakımından Yunan genleri ile benzeştiği iddiasını tekrarlamaktadır. Bu arada Yunanlı olduğunu söyledikleri Pomakların Pomakça konuşmasını, bazı yerlere seyahat etmesini engellemeleri ve eğitim haklarını kısıtlamalarının yanı sıra Pomakları göçe zorlamaları ve ekonomik güç haline gelmemeleri için uyguladıkları kısıtlamalar kendi tezlerini çürütmektedir.

Baskı ve zulüm yönünden,Pomaklar’ın yoğun biçimde yaşadığı ikinci ülke olan Yunanistan’da da durum farklı değildi. Göçe ve hıristiyan olmaya zorlanan Pomaklar’ın toprak edinme ve seyahat hakları ellerinden alındı, yaşadıkları yöreler askerî bölge ilân edilerek iktisadî faaliyetleri kontrol altında tutuldu. Asimilasyon politikasının vazgeçilmez unsuru olan eğitim Yunanistan’da da etkin olarak kullanıldı. Pomaklar’ın Türk değil müslümanlaştırılmış Yunan (ahiryân / Grek agriyanı) oldukları zorla benimsetilmek istendi. Türkçe eğitimi engellemek için okullardaki Türk öğretmen sayısı azaltıldı. Bütün bu baskılar Balkanlar’daki diğer Türk grupları gibi Pomaklar’ın da Türkiye’ye göç etmesine yol açtı. 1878 Osmanlı-Rus Savaşı’ndan bu yana yaklaşık 175.000 Pomak Anadolu’ya göç etti. Ancak Balkanlar’ın çeşitli bölgelerinde halen 500-600.000’in üzerinde Pomak nüfusu varlığını sürdürmektedir. Pomaklar bugün Bulgaristan, Batı Trakya ve Makedonya’daki azınlıkların dinamik unsurunu oluşturmaktadır.(1)

1-POMAKLAR-İSLAM ANSİKLOPEDİSİ 
yıl: 2007, cilt: 34,  sayfa: 320-322
Bulgaristan, Batı Trakya ve Doğu Makedonya’da yaşayan müslüman topluluk.
Hüseyin Memişoğlu 


***Makedonlar; Makedon olduklarını iddia etmektedir.
***Türkler ise;en mantıklı açıklamayı yaparak, Pomakların, başta Avarlar olmak üzere Avrupa Hun devleti, Oğuz, Oğur Türk topluluklarının Balkanlarda kaldıkları zamanlarda, zorla hıristiyanlaştırılarak kimlikleri kaybettirilmeye çalışılsa da; 
Pomakların, Balkanlarda yaşayan eski Türk topluluklarının devamı olduğunu iddia etmektedir.
Ahmet Cevat Eren Pomakların, XI.asırda Rodoplara yerleşmiş olan "Kuman Türklerinin" torunları olduğunu belirtmektedir.




Çeşitli  tarihlerde gerek Asya, gerekse Anadolu'dan Türk toplulukları Balkanlara yerleşmiş,buradaki topluluklarla karışmışlardır. Osmanlı Devleti öncesi Selçuklu ve Beylikler döneminde Rumeli'ye göçler yaşanmıştır. Mesela 1345 yılında Gazi Umur Beyin yönetiminde 100.000 kişilik yörük topluluğu bu bölgeye yerleştirilmiştir. Anadolu'dan Balkanlara, Balkanlardan Anadolu'ya sık sık göçler yaşanmıştır. Doğu Roma İmparatorluğu (Bizans) döneminde Suriye'den getirilen Araplar Rodop ve çevresine yerleştirilmesinin haricinde, Doğu Roma  1065 tarihinde Konya çevresinden 60.000 kişilik Türk boyunu Teselya, Makedonya ve Rodoplara yerleştirmiştir. Osmanlı Devletinin Balkanları fetih hareketinde Pomaklar Osmanlı Devletine, Balkanlarda en fazla yardım eden topluluk olmuştur. Bu nedenle Pomak kelimesinin anlamı "yardımcı"olarak izah edilmektedir.
Hırıstiyan olan Pomakların çoğunluğunun, kısa zamanda Müslümanlığı kabul etmeleri, etnik köken olarak Türk olmalarının etkili olduğu savunulmaktadır.




 Hıristiyan olan Pomaklarda Pagan inanç sahibi, Pomak toplulukları gibi dışlanmışlardır. Bu yüzden yerleşik hayata geçmeleri çok zor olmuştur. Hayatlarını devam ettirmek için dağ yamaçları ve ormanlık alanlarda hayvancılık yaparak ve sürekli yer değiştirerek sürdürmüşlerdir. Osmanlı Devleti döneminde diğer devletlerin yaptığı baskılara uğramadan, Müslüman ve Hırıstiyan teba olarak yaşayan Pomaklar 1800 tarihinden itibaren Rus, Bulgar, Sırp,Yunan saldırılarına uğramıştır. Balkan Savaşları sırasında 4,5 milyon Müslüman katledilmiştir. Bunların yaklaşık 2 milyona yakını Müslüman Pomaklardan oluşmaktadır. 



Pomakların en ilginç geleneği ise; düğünden önce gelinin bir heykel gibi boyanması


Gelin olma merasimini ise Bulgaristan Ribnova'lı Beynur Süleyman şöyle anlatıyor:

"Evlenen bayan bir odada boyanıp süslenerek "gelina" oluyor. Gelin adayının yüzü kremle beyazlatılıyor. Daha sonra yüzü teker teker farklı pul çeşitleri ile süsleniyor. Bu esnada kızın gözlerini hiç açmaması gerekiyor. Pullama işlemi gelinin yakın akrabaları tarafından yapılıyor. Bu işlemden sonra gelin adayına "ruba", "ferece","kondak", "sofra" adı verilen kıyafetler giydiriliyor. Renkli, fistan şeklinde olan "Ruba" aslında bir gelinlik.....Giydiği elbiselerin birçoğunu kız gençlik çağından beri kendisi işlemektedir.
Giydirilip boyandıktan sonra damat ile birlikte gözü hâlâ kapalı olarak dışarı çıkarılan kıza, gözlerini açar açmaz kendini görmesi için ayna verilir. Yeni hayatın başlangıcını sembolize edenbu törenden sonra imam nikâhı kıyılarak düğün sona eriyor.
Düğünlerde herkes en iyi ve en renkli olan elbiseyi giymeye çalışıyor. Bu yüzden renk ve pulların oluşturduğu göz kamaştırıcı elbiseler insanı masal dünyasına çekiyor. Bu durumdan ötürü karşı tarafa verilecek en değerli hediyeyi el işlemeli ve süslü bir elbise teşkil ediyor"

Sosyokültürel yaşantıları Anadolu’daki geleneklerle önemli ölçüde benzerlik gösteren Pomaklar’ın % 85-90’ı köylerde yaşamakta ve tarımla uğraşmaktadır. Ev içi döşemeleri ve kadınların giysileri Anadolu köylülerinin döşeme giyim tarzına çok benzer. Pomaklar, Hanefî mezhebine bağlıdır. Özellikle bazı Anadolu köylerinde halen devam eden birçok gelenek Pomaklar’da da görülür (meselâ Hoca Gezeği geleneği). Pomaklar arasında İslâmiyet öncesine ait, eski dinleri Şamanizm’den kalma gelenek ve âdetlerin yaşatılmasına özen gösterildiği dikkati çeker. Meselâ “akîka” veya “harkeke” kurbanı diye adlandırılan, yeni doğmuş çocuklar için kesilen kurbanların kemiklerinin hiç kırılmadan toplanarak bir kayın ağacının altına gömülmesi, ayı oyunu, şibeciler, devecilik, beş-beşe ve sayacılar gibi oyunlar şaman inanışının bölgedeki geleneklere yansımış şeklidir. Yine Nevruz’un kutlanması ve bu kutlamalar esnasında ateş yakılarak üzerinden atlanması Türk dünyası ile kültürel birliktelikten örnektir.

POMAKLAR-İSLAM ANSİKLOPEDİSİ 
yıl: 2007, cilt: 34,  sayfa: 320-322
Bulgaristan, Batı Trakya ve Doğu Makedonya’da yaşayan müslüman topluluk.
Hüseyin Memişoğlu 


Konuştukları dile Pomakça denilmektedir, fakat dünyanın hiçbir yerinde resmi dil olarak kabul edilmemiştir. Pomakça'nın içinde Türkçe kelimeler bulunmaktadır. Günümüzde haritaya bakıldığında, İstanbul Gaziosmanpaşa semtinden başlayarak, Adriyatik Denizine uzanan çizgide Pomakların yaşadığını görürüz. Pomakların, Türkiye'de ki iskânında ise Edirne ili ve çevresi ön plana çıkmaktadır.  Yüzyıllarca yaşadıkları fiziki ve psikolojik baskıların Pomakların benliğinde derin yaralar açtığını görüyoruz.

Tek çeşit ağaçla bahçe olmaz. Biz farklılıklarımızla varız, hepimiz bir bütünün farklı renkleri,sesleri, zenginlikleri ve süsleriyiz.
Ne mutlu Türküm diyene!

                                                                         Sevgilerimle


22 Kasım 2017 Çarşamba

KAVALA KÖY ADLARI VE DÜNYACA MEŞHUR RUMELİ BASMASI TÜTÜNÜ





1923 yılında başlayan ve 1940'lı yılların sonuna kadar geçen dönem içerisinde ülkenin her alanında kalkınması ile buna bağlı ar-ge çalışmalarının yoğun olarak yaşandığı bir dönemdir. O yıllarda ülkenin en önemli ihracat ürünlerinden biri tütündür. 1924 yılında İzmir'de toplanan İktisat Kongresinde alınan kararlardan birisi de; rejinin kaldırılması ve tütünün millileştirilmesi oldu. 
Atatürk 1938 tarihinde yaptığı konuşmada tütün hakkında şunları söylemiştir:
"Çok değerli ve çok güzel ürünlerimizden biri  olan tütünün tarım yöntemlerini düzeltmek, çiftçilerin ürününü işletmek ve değer fiyatıyla satmak bakımından aydınlatmak ve korumak, tütünlerimizi dünya piyasalarına daha çok tanıtarak dış satımını en yüksek dereceye çıkarmak yolundaki çabalar iyi sonuçlar vermektedir"  sözleriyle tam destek verirken, ilerleyen yıllarda  sonuç ne  oldu?

Yeni Türkiye'de birçok aile tütünden geçinirken, ülke yavaş yavaş ayakları üzerinde durup zenginleşmeye başladığında, gereken değeri ve önemi göstermeyen  yöneticiler, ilerki yıllarda da; ürünün bolluğundan ambarların kapılarının kapatılamadığı ve dünya liderliğini elimizde bulundurduğumuz  bir anda  haşhaş dikimini yasakladıkları gibi, tütünü de sömürü düzeninin çarkları arasında öğüterek yok etmişlerdir.

 Bu dönem İstanbul Maltepe'de kurulan Tekel Enstitüleri, Ziraat ve Fen Şubesi çalışanları bizzat sahada yaptıkları çalışmalar neticesinde, kazandıkları tecrübeleri kitap ve makale haline getiırmişlerdir. O dönem tütüncülüğü hakkında elimizde kaynak olarak sadece bu çalışmalar mevcuttur. O dönemden sonrada zaten böyle bir disiplin ve çalışma estetiğini görmek zaten mümkün olmamıştır. 
1940 yılında İnhisarlar İdaresi tarafından bastırılan "Karadeniz Çevresi ve Tütünleri" adlı yayında; mübadillerin Rumeli'den gelirken yanlarında "basma" ve "başıbağlı" tohumlarını getirdikleri belirtilmektedir.  O yıllarda Bursa hinterlandı içinde çok fazla tütün yetiştiren İnegöl, Yenişehir, İznik, Orhangazi, Mustafa Kemalpaşa'da bulunan tütün çiftçilerine de dağıtılarak, Bursa tütüncülüğünün tek tip üzerinden yapılması temin edilmiştir. Ama devam eden yıllarda bu tohumlar tamamen ortadan kalkmıştır.




Yine bu yayından edindiğimiz bilgiye dayanarak,

"Gümüşhacıköy'de, Türkiye'nin en iyi kalite de kokulu,basma tütünleri yetişir. Bunlar açık kırmızı renkte,ufak bir kıta da basma tütünlerdir. Kavala ve Drama tütüncüleri olan halkın iskânından önce Gümüş nahiyesi ile Maden köyü tütüncülerini teşkil eden Rum ve Ermenilerin yetiştirdikleri bir çeşit çıplak baş tütün tohumundan kalan mahsul Samsun ve çevresinin en düşük kalitede tütünleri idi. Buraya iskân edilen muhacirlerin memleketlerinden getirdikleri "basma" tohumlarını kullanmak suretiyle elde ettikleri basma tütün mahsulü İskeçe'de yetişenlerin ayarındadır" denilmektedir.

Halen Samsun'da bulunan İl Tarım Müdürlüğü "Rumeli basması" tohumunun üretimin tekrar canlanması için çalışmalarına hızla devam etmektedir.

Kavala'dan Türkiye'ye gelen aile sayısı 6282'dir. Aralarında birkaç tane Pomak aile bulunmaktadır. Kavala, o zamanlar Dünyanın en kaliteli tütününün yetiştirildiği bölge....
Bu yüzden meslek gruplarını çoğu tütün yetiştirme ve işçiliği üzerine......
Meslekler tütün tüccarı, tütün işçisi, kıyıcı, tütün denkçisi, tütün amelesi, tütün mübaya memuru, öğretmen, berber, gemici, rençber, çiftçi ve şimdiye kadar hiç rastlamadığım şekilde bir tane de profesör.....

Yerleştirildikleri yerler ise şöyle.... 

İZMİR
Kemalpaşa, Dibekbaşı, Kızılcabala köyü,Bayraklı,Karataş, Karantina adası, Göztepe,Tire, Alsancak, Ödemiş, Karşıyaka

İSTANBUL
Aksaray, Şehzadebaşı, Beyazıt, Beşiktaş, Kartal, Beyoğlu,Eyüp Sultan, Fener, Balaban köyü, Maltepe, Kadırga, Kocamustafapaşa, Bakırköy/ Mahmutbey köyü, Fener/Cafer mahallesi,Tophane, Ortaköy, Fatih, Beyoğlu/Kamer Hatun mahallesi, Üsküdar, Silivri

BALIKESİR
Edremit, Bandırma,Ayvalık, Gönen

ZONGULDAK
Ereğli, Alaylılı Köyü

MANİSA
Akhisar, Kavaklı köyü, Hamidiye köyü

BURSA
Hisar, Gemlik

ÇANAKKALE
Arslanca mahallesi, Biga, Karapınar,Gelibolu, Ezine

SAMSUN
Reşadiye,Çiftlik köyü

Denizli, Tekirdağ, Aydın/Kırkağaç, Kocaeli/Mustafakemalpaşa, Eskişehir/Seyitgazi, Amasya/Merzifon,Gümüşhacıköy Adana/Kozan, Konya/Ilgın, Afyon/Çivril/Cami mahallesi




Drama Livası Kavala Kazası Köy ve Mahallelerine ait isim listesi

KÖYLER

1-Karacalı                                                    2-Mohal
3-Kınalı                                                        4-Selyan
5-Karamanlı                                                6-Naibli
7-Horaşe                                                      8-Kızıllı
9-Nedirli                                                      10-Zigoş
11-Söğütcük                                                12-Prançova
13-Örendere                                               14-Köse İlyas 
15-Çınar                                                     16-Sepetçiler
17-Sarışaban                                              18-Kokala
19-Kıpti                                                       20-Sagir Kaloş köyü
21-Rahça                                                    22-Kırlar
23-Eski Kavala                                          24-Bereketli
25-Leftere                                                   26-Süleyman
27-Kırlar Himmetli                                   28-Kozcağız
29-Köseler Zir                                           30-Meşteban
31-Racme                                                   32-Kara Orman 
33-Özbek                                                    34-Karagöz
35-Korita                                                    36-Carı
37-Selbiyan                                                38-Korucu
39-Pınarbaşı                                              40-Bük
41-Uzunkapı                                              42-Kocalar
43-Kurtlu                                                    44-Kavala köyü
45-İlhanlı                                                   46-Nedirli
47-Kırk Merdiven                                      48-Morlu
49-Raşova                                                  50-Cami Kaloş köyü
51-Zilhova                                                 52-Ulucak
53-Demirören


TAŞOZ NAHİYESİ
3 köy ve 1 mahalleden oluşan Taşoz adasından 11 aile gelmiş ama tasfiye talepnamelerine nereye yerleştirildikleri yazılmamış.

1- Liman İskelesi Köyü
2-Toloy köyü
3-Teologos köyü

Kadı Ahmet Efendi mahallesi

                                                                                 Sevgilerimle


14 Kasım 2017 Salı

SELANİK VİLAYETİ GEVGİLİ KAZASI KÖY İSİMLERİ



                                                                                                                     Fotoğraf alıntıdır.
Selam 

Mayadağ'dan kalkan kazlar 

al topuklu beyaz kızlar
Yarimin yüreği sızlar
eğlenemem aldanamam
ben bu yerlerde duramam
Vardar ovası, Vardar ovası
Kazanamadım rakı parası........

türküsünün söylendiği köylere geldi işte sıra.....


Gevgili kazasından Türkiye'ye gelenler, 2241 aileden ve 32 köyden  oluşmaktadır. Halkın tamamına yakını ipekçilik ile uğraşmaktadır. Çoruhlu köyünün büyük bir kısmı Denizli-Çivril'e iskân edilmişler.


Mayadağ köyünün tamamının mesleği, ipekçi, bağcı, kokulcu ve tütüncü.... hatta birçoğunda 3-4 meslek birden yazılmış. Çünkü Rumeli'nin insanı çok çalışkandır. O dönemde bu köyde en popüler meslek "kokulcu" ......
fakat bu mesleğin ne olduğu hakkında hiçbir bilgim yok.

Muallim-bağcı

İpekçi- Bağcı- Tütüncü
Bağcı-Tütüncü- istasyon memuru

Gevgili kazasında yapılan meslekler ise; Bakkal, attar, debbağ, kokulcu, tütüncü, kahveci, bağcı, ipekçi, çorapçı, çiftçi....


Mayadağ köyü listesi tasnifi sırasında  gözüme çarpan bir diğer durum ise; Mayadağ köyü müslümanlarının sahip oldukları dut ağaçlarının 1924 senesi kira geliri belgesi de vardı.


Düşünüyorum da; o ağaçları, emek emek büyüttükleri ipek böceklerini, ürettikleri ipekleri bırakmak ne kadar zor gelmiştir.



DOKUMA TEZGAHI
ESKİ GELİNLİK














Yerleştirildikleri yerler ise şöyle;

İSTANBUL
Beyoğlu, Üsküdar,Çatalca, Silivri, Bakırköy

TEKİRDAĞ

Barbaros/ Kumbağ köyü, Şarköy, Çorlu, Hayrabolu, Semetli, Yeniköy, Susuz Müslim, Naipli

BALIKESİR

Bandırma, Ayvalık

Adapazarı/Geyve, Kocaeli, Manisa/Akhisar,Turgutlu, Kırklareli/Pınarhisar, Vize/ Soğucak köyü, Ankara, Kırklareli, İçel , Merzifon/Görgülü, Tekirdağ/Barbaros/Işıklar köyü


EDİRNE 

Uzunköprü, Malkoç köyü, Aslıhan köyü 

İZMİR

Tire, Bergama, Bornova, Bayındır

AMASYA

Gümüşhacıköy, Tuzsuz köyü

Alçak köyünden gelenlerin büyük çoğunluğu Tekirdağ Hayrabolu Büyükkarakarlı köyüne yerleştirilmişler.



BURSA NİLÜFER



Selanik Vilayeti Gevgili Kazası 


1-Mayadağ                                                        2-Çalışlı

3-Notya                                                             4-Boymice
5-Boymice                                                        6-Karasinan
7-Bukdanca                                                     8-Bekirli
9-Boğruç                                                         10-Kalınova
11-Çidemli                                                      12-Avretbahire
13-Alçak                                                         14-Küçükbekirli
15-Ereselli                                                     16-Seydili
17-Karasüle                                                   18-Eğribucak
19-Selimli                                                      20-Uşan Çiftliği Köyü
21-Davutlu                                                    22-Alçak Hacıbari
23-Rahoyca                                                   24-Karaçay
25-Çepelli                                                      26-Harcan
27-Aşağı Gökçeli                                          28-Devecili
29-Mirzen                                                     30-Orahviçe
31-Gökçeli                                                    32-Davutlu

                                                                   Sevgilerimle