29 Aralık 2015 Salı

BLOGGER ARKADAŞLARIMA.....

Yeniyıl mesajı

Mutlu günler diliyorum herkese....
2015 deldi de geçti birçok insanımızı.... umarım 2016 barışla, sevgiyle, mutlulukla,gülen yüzlerimizle gelir. Endişe, kaygı,korku,mutsuzluk yok olup gider artık.... 
 Ben umudumu, şu 2000'den sonra doğan kristal, romantik  çocuklara bağladım. Büyüsünler de şu dünyayı çiçek, böcek, aşk, meşk  düzeltsinler istiyorum. Bizim nesilden hayır yok bu dünyaya..... 
Blogu açtığımdan beri  yüreği güzel o kadar çok insanla tanıştım ki, hepsi keşfedilmeyi bekleyen ayrı dünya gibiler, sözleri tatlı-özleri tatlı, -doğru- onlar için hala tek, bazen kahkaha atarım onları okurken, bazen üzülürüm. Destekçilerim onlar benim...Fikir istediğimde de, üzüldüğümde de, sevindiğim de de,savıp sövdüğümde de yanımdalar...Hiçbiri ile yüz yüze karşılaşmadım.Ama hepsinin içini-dışını, çocuklarını, hayatlarını, düşüncelerini az çok  bilirim. Sessiz takipçilerim var benim mesela orada oldukları bildiğim...mail grubum var mesela sorularına elimden geldiğince cevap vermeye çalıştığım... hepsini ayrı ayrı çok sevdim. Blog dünyası bana farklı bakış açıları kazandırdı. Burası saf ve temiz bir dünya....İyi ki bu blogu açmışım iyi ki sizleri tanımışım...      
Beylik laflarla bu yazımı bitirmek istiyorum. Eyy bloggerlar dünyayı biz kurtaracağız..sanıyorum :))) Mutlu yıllar.....

28 Aralık 2015 Pazartesi

BİR PAZAR KAHVALTISI......



Bu aralar dinlemekten en çok keyif aldığım parça.... arka arkaya dinliyorum.....takıldığım şarkıları arka arkaya dinlemeye bayılırım. Ahh bir de söyleyebilsem.....

18 Aralık 2015 Cuma

SITKIMI SIYIRANLAR


Konu hakkında hiçbir şey  bilmediği halde biliyormuş gibi davranan cahil-cühela takımından.....

Her konuda bir fikri olanlardan....

Dışarıda adammış gibi gezip, çıkarı olduğu anda ellerini ovuşturan yalakalardan....

Had bildirdiğini sanan gerzeklerden....

Hayatta başarı olarak görülecek hiç bir şey yapmadığı  halde, uzun uzun ayrıntılara girerek bir şey anlattığını sanan illüzyonist müsveddelerinden....

Kendini Ağrı dağının tepesinde görenlerden....

Senden alıp, sana sattığını zannedenlerden....

Sorumsuzlardan....


Yayvan yayvan konuşanlardan

Çok şey bildiği halde konuşmayan-susmayı erdem sanan aydınlardan....

5 dakika önce söylediğin şeyi (neyse işte) evet bende böyle söylemiştim zaten diyerek karşısındakinin zekasını aşağıladığını sanan zihni-sinir gruba dahil insancıklardan....

Doğruyu,yanlışı ayırt edemediği halde, internetten bulduğu her yazıyı doğru kabul edip, direten sığ zekalılardan....

Orta yolu bulmak için hiçbir çaba göstermeyip,İnadım inat g....m iki kanat gezen lüzumsuzlardan.....

Negatif insanlardan......
Sıtkım sıyrılmış durumda.......

Yazıya eklememi istediğiniz davranışlar varsa yazın, yazımı güncelleyeyim... :)))

Doğru insanlar sizi çok seviyorum.....

17 Aralık 2015 Perşembe

ŞEB-İ ARUS



           Saygıyla..........

Bizi bilen bilir
Bilmeyen de kendi gibi bilir.....
                           Hz.Mevlana

3 Aralık 2015 Perşembe

RAHAT UYU ÖZGECAN


Özgecan'ın katillerine ağırlaştırılmış müebbet verilmiş. Kadınlar için dönüm noktasıdır bu karar.....
Darısı diğer kadın-çocuk düşmanı canilerin başına....... 


30 Kasım 2015 Pazartesi

BURSA....LEYLAK RENGİ ŞEHİR....

SERHİRA LEYLAK


Günaydın
Ben bu sabah,  mail adresime gönderilmiş, birçok güzel dizenin yazıldığı bir mail ile uyandırıldığımı söylesem yeridir.

Ömrümü çelmeseydi Bursa
Unuturdum o sokakları
Kalmazdı kaçamak günlerden
Bu ıslak gül kokusu da
Isırılmış elmaların tadı
Gizli sıyrıklar dudağımda
Dolaşıp durmazdı ürpertisi
Sularda, kuruyan otlarda
Rüzgarlı taş avlular, serin
Çınar gölgeleri aramazdım
Göçü yıktığım şehirlerde
Bir orman kadar ıssızdım 
Bursa'yı sevdim ya, sanki
Kırgın bir aşk acısıyla
Sürüklenip gidiyorum
Yirmi yıldır oradan oraya
Yağmurlu bir güz akşamı
Dönecekmiş gibi Bursa'ya.....

Uzun uzun Bursa'yı ve yukarıdaki dizeleri yazan rahmetli  Ahmet Uysal'ı anlatan bir maildi bu...romantik, masum, duygusal.... mailde belirtildiği gibi " ...şair dili yaşamı dokur..yani onu alelade olmaktan çıkartır, yeniden kurar ona mana katar" diyor.

 Çok haklı şöyle bir çevreme bakıyorum da her yer gri-siyah.... sokaklar, binalar, asfalt yollar, parke taşlar, insanlar bile....eskiden o parke taşları çim tohumlarının üzerine dizerlerdi de aralarından yaşamaya çalışan yeşilcik çimler boynunu çıkarsın gökyüzüne doğru diye... o da yok artık... yere dökülen sararmış yaprakları çöpçüler süpürmesinler istiyorum. Kafamı kaldırıp mavi göğü seyretmek istiyorum.Yağmurda yürümek, insanların yüzünde gülümseme görmek istiyorum. Güzel haberler dinlemek istiyorum. Benim insanlarım, benim bir hayal kadar güzel  ülkem bunları hak etmiyor...her yer gözyaşı, acı, endişe, kaygı...


 Bu maile ihtiyacım varmış aslında...  yıllar önce gördüğüm, hatırlamakta bile zorlandığım Bursa'ya götürdü. Beni bu dizelerle tanıştıran Tamer Uysal'a teşekkür ederim. İlkbaharda yani leylak-erguvan zamanı  Bursa'yı tekrar görmem ve o aşık olunası sokaklarını tekrar adımlamam  lazım....

Bursa: benim ütopyam,
hayal ülkem benim!
zaman kırıkları topladığım
leylak rengi şehir!
yosun kokusu biriktiren
evlerin evim olsaydı!
yağmurla ıslanan ince
yaz yolların yolum olsaydı!
mahfilde içilen sabah kahvesinin
buğusuna karışsaydı yüzüm.
setbaşı köprüsünden,kar sularına
düşürseydim yazdığım şiirleri....
                    Ahmet Uysal....
Benimde bu yayınım bütün Bursalılara, yolu Bursa'dan geçenlere ve Yunanistan'da Bursa hasreti ile yaşayan Bursalılara gelsin.....Sevgiler
                                      

17 Kasım 2015 Salı

RUMELİ USULÜ TARHANA TARİFİ.....


TARHANA ÇORBASI

Merhaba
Tarhana..Her hastalandığımızda bizi ayağa kaldıran    kıymalısını ayrı
 tavuk suyu ile yapılanı ayrı sevdiğim şifa deposu çorbam...
Çorbanın her türlüsüne bayılırım, günüm geçmez.Sanıyorum sadece çorba içerek yaşayabilirim.

  Yılmaz ÖZDİL ZEYTİN  adlı yayınında      
" Rahmetli annaneniz ovalaya ovalaya tarhana yaparken, amaaan boşver deyip, tarifini bi kenara yazmadınız ve marketten hazır çorba aldınız ya… İşte maalesef o nedenle gdo’dan kurtulamazsınız." diye ne de güzel özetlemiş olayı.......
İşte bu yüzden dedim ki; hadi bakalım iş işten geçmeden sende annanenin  tarhanasını  öğren bi kenara yaz bakalım...

5 kilo tarhana yapmak için gereken malzemeler

1 kilo kuru soğan
250 gr. acı biber
1 kilo kırmızı biber
500 gram yeşil tatlı biber
1 demet maydanoz
1 demet nane
yarım demet dereotu
1 kilo domates(arzuya göre 1-2 tane daha domates ekleyebilirsiniz)
1 kilo süzme yoğurt
1 yumurta
2 dilim ekmek içi (maya olsun diye)
5 kg. Katmer ya da Çorum unu..

Yoğurt, yumurta,ekmek içi  hariç;  tüm sebzeleri yıkayıp,  büyük büyük doğrayalım. Kırmızı ve yeşil biberlerin  çekirdeklerini nispeten ayıklayalım. Acı biberin çekirdekleri  ile hiç uğraşmayın.Yıkayın saplarını kesin. Eldivenle doğrayın! Yoksa akşama kadar ellerinizin yangısı  size hayatı zindan eder.
 Doğradığımız bütün sebzeleri 1 avuç tuz atarak düdüklüye koyalım. Hiç su koymayalım......15-20 dakika haşlayalım. Ocağın altını kapatın. Düdüklünün ağzını açarak soğumaya bırakalım. Malzemeler ılıyınca plastik, kapaklı büyük bir kaba malzemelerimizi aktaralım. Tarhanayı alüminyum malzeme kullanılmış bir kapta kesinlikle  yoğurmayın. Çünkü tarhanamızı karartırmış.(Anneden püf noktası)

Ilıyan sebzelerimizi plastik kabımıza alalım. Ardından yumurtamızı, süzme yoğurdumuzu 2 dilim ekmek içimizi malzemeye ekleyelim. Ekmek içi koymamızın sebebi tarhanamızın mayalanmasını sağlamakmış. Elimize yapışmayacak duruma gelinceye kadar unlayarak yoğuralım.

SERHİRA





SERHİRA

Bu arada tarhananızın  acısını az bulduysanız eğer; bir avuç acı biberi daha  1 domates ile birlikte  rondodan  geçirip tarhanınıza ekleyip tekrar yoğurabilirsiniz.




SERHİRA TARHANA



SERHİRA TARHANA YAPILIŞI

Tarhanamızın üzerine un serpip kapağını kapatalım. Dokunulmayan bir yerde üzerini sofra bezi ile saralım. 3 gün boyunca her gün sabah alabildiği kadar un ile yoğuralım.5 kiloluk undan kalanını da  bitirene kadar...  Sonra ki  iki gün dokunmayalım. 5 günün sonunda yemek masamızın üzerine 2 kat  serdiğimiz sofra bezlerimizin üzerine tarhanamızı büyük büyük kopararak  serelim. Üç gün çevire çevire kurutalım. (O durumun resmini çekmemişim.Üzgünüm )

SERHİRA TARHANA

Üçüncü günün sonunda iyice kuruyan tarhanalarımızı daha küçük boyutlara bölelim.Ardından  kevgirden geçirmeye başlayalım. Eskiden ne kadar zordu tarhanayı geçirmek işi....Saatler sürerdi. Komşular gelirdi. İmece usulü herkeste bir tencere, bir kevgir ovalaya ovalaya tarhana geçirilirdi. Şimdi daha kolay... bir sürü robot var bu işi yapan....
TARHANA RUMELİ

Eski kadın hala kevgirle ovalaya ovalaya......




SERHİRA TARHANA






Yeni kadın tırt tırt robotla 1-2 saniyede....
Biraz iri olmuş olabilir ama.... bir tur daha çevirsem bu sefer iyice ufalanıyor, kum gibi oluyordu...


TARHANA

Sonra fazla girip çıkılmayan bir odada temiz bir örtünün üzerine serip 2-3 gün parmaklarımızla karıştıra karıştıra kurutalım. Kuruması önemli. İyice kurumazsa güvelenir. Ardından cam kavanozlara dolduralım. Afiyet olsun....
                                                                                       Sevgiler


10 Kasım 2015 Salı

ATAM İZİNDEYİZ.....


Sonsuza kadar.......


Türklük yüreğini dağlasın gayrı
Cihan da bizimle ağlasın gayrı


Millet Atan gitti başın sağ olsun
Ölümü devr açsın yeni çağ olsun
Dağlar birer birer yanar dağ olsun

Türklük yüreğini dağlasın gayrı
Cihan da bizimle ağlasın gayrı

Gitti her ocağın söndü alevi
Yeryüzü dediğin bir ölü evi
Cihan türbe olsa almaz o devi

Türklük yüreğini dağlasın gayrı
Cihan da bizimle ağlasın gayrı


Dönmüş denizler gözyaşı taşına
Dünya ortak çıkmış Türk'ün yasına
Her evden bir ölü çıkmışcasına

Türklük yüreğini dağlasın gayrı
Cihan da bizimle ağlasın gayrı


Gökler ağıtlardan titriyor kat kat
Düştü üstümüze gerilen kanat
Onsuz dünya yarım, insanlık sakat


Türklük yüreğini dağlasın gayrı
Cihan da bizimle ağlasın gayrı




9 Kasım 2015 Pazartesi

PORTAKAL RENGİ.....



Selam
Bugün sizlere Ankaralı bir alışveriş sitesinden bahsetmek istiyorum. Portakal rengi ...piyasaya yeni girmiş bir kozmetik sitesi...medikal aparatlarda mevcut...Sitenin pazarladığı ürünler kendini kanıtlamış firmalar...
Yıllardır Avene'nin  cilt temizleme ürünlerini kullanırım memnunum. Sürdüğünüz andan itibaren yüzünüzü aydınlatan Avene güneş  kreminden ayrı bir memnunun.. Kadınlara ait çeşitli  tüyoların  verildiği bloğun adresi de BURADA
Yolları açık, müşterileri bol olsun....

4 Kasım 2015 Çarşamba

BAŞIMIN TACISIN SERTAÇ....


SERTAÇ

Selam 
Bugün sizlere yazmazsam içime dert olacak bir konudan bahsetmek istiyorum.İsmim...

Aşağıdakiler yüz yüze olmadığı sürece sürekli başıma gelen diyaloglardandır.....

  Sertaç bey ile görüşebilir miyim?
Sertaç bey kim acaba?

- Sertaç bey değil hanım... o da benim dediğimde,  tuhaf bakışlar, özürler...Birde şöyle bir kötü tarafı var. Ses tonum da en kalın kadın sesi olan Alto'dur yani...tok tok :))) Artık karşıdaki şahıs ne düşünüyor bilemiyorum :)) İsimde müsait nasılsa....:)))
Bu diyalogların sonunda  ismimin anlamı hakkında kısa bir nutuk dinlemek zorunda kalıyorlar çoğu zaman... Sertaç ismini taşıyan erkeklere yanlışlıkla koymuş aileleri  ben napayım.....Hatta geçenlerde bir alışveriş merkezinde mağaza müdürünün adıydı..Adam iri yarı, kara yağız biri....  ismi Sertaç! olmuş mu allasen diye düşünmeden edemedim yani.... 
Gelelim ismimin anlamına...
Ser-Taç Farsça kökenli bir isim... Ser= Baş, Taç=taç birleştir bakalım "Baştacı" kimler baştacı yapılır arkadaşlar? Kadınlar, anneler çünkü şu dünyadaki varoluş sebebidir. 
Dişidir, bereketlidir, doğurgandır. Dünya var olduğundan beri böyle süregelmiştir.  
Ben ismimin yanlış kullanımı Ataerkil yani erkek egemen topluma bağlıyorum.Söylenişinden dolayı sert,güçlü bir isim. 
O yüzden erkeklere isim olarak veriyorlar.
Başımızın  tacı erkekler pehh pehh hiçç oldu mu ya?
Baştacı olan kadındır kadın...Özeldir...
 Kadın Sertaç olarak tek neferim tek...... 
 Bu isimle KADIN olarak yaşamaktan pek memnumun o ayrı bir konu...
  Ayrıca en çok bana yakışıyor...İtirazı olan var mıydı?

Bu arada
Bugün bizim evlilik yıl dönümümüz
Hayatımdaki en büyük destekçim, hayat arkadaşım,sevgilim...
21. yılı da bitirdik.Koca koca seneleri birgün gibi yaşattın bana...
Hayatımdaki tüm güzellikler için sana çok teşekkür ederim.
 İyi ki varsın.Seni çok seviyorum.
                                                                              Sevgilerimle



22 Ekim 2015 Perşembe

RUMELİ USULÜ KABAK BÖREĞİ TARİFİ





Trafik memurları dikilmiş durur
El kol kımıldatır kaşlar çatık
Trafik memurları dikilip duracak
Sopaların ucunda hürriyetimiz
Sokaktakiler birbirini sevmeği öğreninceye kadar.....
                                                        Nazım Hikmet

Günaydın sevdiğim insanlar....
Bugün sizlere şahane bir börek tarifi vereceğim. Annanemin tarifi  Rumeli kökenli kabak böreği... Bu aralar lezzete çok önem vermeye başladım....böyle giderse  sonum çok fena... Bol yumurtalı,yağlı,ballı,kaymaklı ne olursa kabulüm :))) 

İÇ MALZEMESİ
1 kg yufka 
1 kg kabak
1 su bardağı süt
1 yumurta
3 yemek kaşığı tereyağı 
her türden evde kalmış peynir
yarım demet dereotu


YUFKALARIN ARASINA SÜRMEK İÇİN
3 yumurta
1 çay bardağı zeytinyağı  
1 çay bardağı süt


KABAK BÖREĞİ

Kabaklarımızın dış kabuğunu sıyırdıktan sonra rendeleyelim. Tenceremize koyalım. 5-6 dakika kavuralım. Kabaklarımız suyunu bıraktıktan sonra ocağı kapatalım, soğumasını bekleyelim.


Soğuduktan sonra kabaklarımızı avucumuzun içinde hafifçe sıkarak süzgeçe koyalım.


Üç yemek kaşığı tereyağını eritelim.


Sıkılmış kabakları, evde kalmış peynirleri,1 su bardağı sütü, 1 yumurta, erimiş tereyağını, kıyılmış dereotlarını  ekleyerek karıştıralım.


Diğer taraftan 1 çay bardağı süt,1 çay bardağı zeytinyağı ve 3 yumurtayı karıştırma kabına alalım.İyice çırpalım.


Fırın tepsimizi zeytinyağı ile iyice yağladıktan sonra ilk yufkamızı serelim.Zeytinyağı-süt-yumurta karışımını ilk kat yufkamızın üzerinde gezdirelim.İkinci kat yufkamızı serelim.Tekrar karışımdan dökelim.Ardından üçüncü kat yufkayı serelim.Karışımdan döküp hazırladığımız kabaklı içi yufkamızın üzerine yayalım.Dördüncü yufkayı kabaklı içimizin üzerine serelim. Kalan iki yufkayı da karışım,yufka sıralaması ile döşeyelim.En üstteki yufkamızın üzerine kalan karışımı döküp güzelce yayalım.

















200 C önceden ısıtılmış fırında üzeri kızarıncaya kadar 35-40 dakika pişirelim. Afiyet olsun.
Muharrem ayımız kutlu, oruçlarınız kabul olsun. 
                                                                                Sevgilerimle 






15 Ekim 2015 Perşembe

AĞIT GİBİYMİŞ MEĞER.......




sonra bir uğultu

kararmıştı sanki dünya

kalplerimiz orda kaldı

sevgimiz o garda


99 KALBİN SESİ SUSTU O GARDA.......

Ertesi gün ise, Ankara'da gök yere indi ağlamaktan......
İnsanoğlunun acımasızlığına, gaddarlığına ağladı..


ağlıyordu gökyüzü 


biz aşıktık sırılsıklam


bulutlarca ağlıyorduk

kimseden utanmadan


********


tuzlu yağar yağmur


şimdi ankara garı'nda


Doksan dokuz  kalbin sesi var....

şimdi o raylarda....




7 Ekim 2015 Çarşamba

UTKU EMEL VARDAR ARIBAŞ'IN AİLESİNİN HİKAYESİ


MÜBADİL AİLE ÖYKÜLERİ


Emel hanımın babaannesinin ismi, nüfus kayıtlarında "Hayriye"aile arasında "Sabur nine"....O zaman ki mübadil şivesi ile Kaylabosu'nda 1888 yılında  (Kaleobası-Kayıobasında) doğmuş. Annesi Cemile Papi, Sabur nineye altı aylık hamileyken, babası Rus harbinde ölmüş. Lakapları Süleymanoğulları.. Sabur nine, 1882 doğumlu, Lakabı Pehlivanlar olan Mustafa ile Tarakçılar köyünde 10 gün 10 gece süren düğünle evlenir. Sabur nine, ailenin tek çocuğudur ve babasının maddi durumu gayet iyidir. Kaylabosu'na üç katlı bir konak yaptırırlar. Evin içinde kullanılan tüm malzemeler Atina'dan getirtilir. Çiftçilikle uğraşırlar. Yanlarında çalışanlara o kadar değer verirler ki,  bakımını yaptıkları tarlaların başına 2 katlı evler yaptırırlar. Hem rahatça otursunlar, hem de tarlalarla ilgilensinler diye....Çok büyük ve verimli  arazileri varmış. Ambarların kilitlenmesi ikindi ezanında başlar, akşam ezanında bitermiş. Mustafa iri yarı, çok güçlüymüş.... güreşte sırtını kimse yere getiremezmiş...Taa ki onu bu dünyadan koparan kolera illetine yakalanıncaya kadar....1919 yılında ölmüş. Öyle büyük bir salgınmış ki bu...
Salı günü, Sabur ninenin annesi Cemile Papi'yi;
Çarşamba günü, Mustafa'nın abisi Sadettin'i;
Cuma günü, biricik eşi Mustafa Pehlivan'ı;
Cumartesi günü Sabur ninenin küçük oğlunu;
 bu dünyadan koparmış.
 Bir haftada evinden dört cenaze çıkan Sabur nine acıların en büyüğünü yaşamış. Bu dünyada iki küçük evladıyla Şehabettin ve Azbiye (nüfus kayıtlarındaki ismi Hayriye) ile  kalakalır. Acılar henüz bitmemiştir. Hasretin daha da büyüğü geridedir....memleket hasreti......Mübadele olduğunda Sabur nine 36 yaşında....Oğlu Şehabettin 15, kızı Hayriye 9 yaşında..... Şehabettin  7 yaşında hafız olmuş...Babası Mustafa Pehlivanlar onun hafız olduğu görmüş...Oğlu Şehabettin'i, Sultan Abdülhamid'in tahttan indirildiği 1909 yılında doğurdum dermiş.
 1924 yılında memleketi bırakıp, vatan yollarına düşmüşler...Bilinmeze doğru adım adım....Bu arada yanlarında bir de inekleri varmış...Sabur ninenin kıymetlisi, bırakmaya kıyamadığı......Simsiyah, sadece alnının ortasında beyaz benek olan bir inek...Öyle aksi  inekmiş ki; Sabur nineden başkası onu sağamazmış..Her sabah Sabur nine onu okşayarak "Nişim, nişim" diye severek sağarmış. 
 Zor gelmişler Selaniğe... Bu arada Sabur nine, yol boyu her duraklamalarında halı tezgahını açıp halı dokurmuş...Acılarını dokuduğu halıya anlatırmış....Gülcemal gemisi ile ilk İzmir'e inmişler. İzmir'e geldiklerinde  paraları bitmiş.Oradan Mersin'e gönderilmişler. Mersin'e indiklerinde o kadar fakirleşmişler ki; Sabur nine üzerindeki çarşafı çıkarıp çocuklarına çadır yapmış. Ardından trenle Konya'ya getirilmişler. Aksaray'ın ismini beğendiği için orada iskan edilmek istemiş. Orada bıraktıkları malların karşılığı alamamışlar.Üç katlı konaktan çıkıp, iki oda eve yerleştirilip, 26 dönüm tarla verilmiş.


İSKAN KAYIT ÖRNEĞİ

İskan kaydı Türkiye'ye geldikten sonra verilen mallara ilişkin verilen kayıttır. 



SABUR NİNE

Sabur nine güçlü bir Rumeli kadını....Aksaray'a geldikten sonra da, ölene kadar tarlalarının bakımından, evinin yapımına kadar bütün işleri kimseye bırakmamış. Kendi ilgilenmiş.

Sabur nineye ait yağdanlık


MÜBADİL AİLE HİKAYELERİ
Utku Emel VARDAR ARIBAŞ'ın annesi Hilmiye


Annane Sabriye....Porturaz'lı....Lakabı Sabır....Mübadele olduğunda 50 yaşında...5 çocuk annesi..... Tefike, Kemal,Hilmiye (Emel Arıbaş'ın annesi),Şevki,Fikriye... Tefike Yunanistan'da evlenir,mübadele ile getirildiklerinde Bursa'ya yerleştirilir.....Sabriye annane ise; diğer dört çocuğu ile birlikte Konya Sille'ye yerleştiriliyor. 



Sabur Ninenin çocukları Azbiye ve Şehabettin'in fotoğrafları

MÜBADİL AİLELER




MÜBADİL AİLELER



 Sabur nine, soyadı kanunu çıktığında "Vardar" soyadını almış.

Yazarın notu :)
Mübadiller Atatürk'e çok güvenir ve inanırlar.Soyadı Kanunu çıkarıldığında Atatürk'e yakın birkaç aile AOÇ'de Atatürk'ün yanına gelir ve 
-Paşam; size sormak istiyoruz   bizler hangi soyadları alalım? der.
Atatürk'te;
-Sizler Rumeli'den geldiniz.Gelecek nesillere aktarılacak, size oraları hatırlatacak soyadları alın, zira bir gün orayı tekrar alacağım der...
Bu diyalog mübadiller arasında hızla yayılır ve memleketlerindeki bir tepenin,ovanın,derenin,gölün ismi mübadil ailelere soyadı olur.

MÜBADİL AİLE HİKAYELERİ
Emel hanım ve ailesi bu sene Atalarının doğduğu topraklardaydı.Memleketin en güzel yerinden topraklar, köy çeşmelerinden sular alındı.Türkiye'ye getirilip mezarlarının üzerine serpildi...vasiyeti yerine getirmenin mutluluğunu yaşadılar.


KAYLABOSU

KALEOBASI

KALEOBASI





 Her Rumeli kadını gibi Emel hanımda sanatkar...Bu sene Tobb Aksaray Kadın Girişimciler Kurulu tarafından " Aksaray'ın ilk kadın terzisi" seçilmiş.


15 yaşında Mübadil olarak memleketten-vatana dönüş yapan  Şehabettin'in kızı Utku Emel VARDAR ARIBAŞ'ın mübadil ailesinin  hikayesi de işte böyle...
Yunanistan memlekettir,Türkiye vatandır bizlere......
                                                                                        Sevgiler



30 Eylül 2015 Çarşamba

KARADUT SUYU !!!!!!!!!


BOYALI SU

Selam
Kocaman kocaman yazılarla KARADUT SUYU 1 TL yazıları Ege sahil şeridini kaplamış durumda....İlk önceleri pek dikkatimi çekmese de, sonradan bu suları Ankara'da da görmeye başlayınca üstüne eğilmenin vaktidir dedim...Pet şişelerde, uyduruk bir etiketle satılıyor. Üzerinde her tür hastalığa iyi geldiği yazıyor, nerdeyse ölümsüzlük suyu diye satacaklar....Bir ara bende küçük şişesini 5 TL'ye almıştım. Tortusuz, berrak mı berrak bordo renkte bir su...Bir şişeyi içtim fakat içerken ağzımda bıraktığı kimyasal tat hiç hoşuma gitmedi. Daha sonra sürekli kahvaltılıklarımı aldığım mandıra da ikram ettiler, satmaya çalıştılar, beğenmediğim için almadım. Birkaç gün sonra baktım eşime hediye etmişler o da almış gelmiş...günlerce buzdolabında durdu bakıyorum dibine, tortu falan yok.. huylanmaya başladım yavaş yavaş...tamam karadut gibi kokuyor, tadı da öyle fakat var bir şey var beni rahatsız eden...... Çocuklarım küçükken eczanede satılan Dut Şurupları vardı. Meme emen bebeklerin ağzında çıkan pamukçuklar için, bir de aftlar için kullanılırdı. O kadar iyi gelirdi ki ağrısını,acısını hemen dindirirdi. Sizin için gittim aktardan aldım 25mg.5 TL. :))

 Duyarlı vatandaş damarım tuttuğundan dolayı, şimdi gelelim kafamın içindeki soru işaretlerine......

Şöyle  düşünelim; çevrenizde, köyünüzde, yazlık evinizin çevresinde, yol boylarında hiç karadut ağacı gördünüz mü? Ben bir tane biliyorum o da iş yerimin arka tarafında bir apartmanın bahçesinde.... meyvelerini de elimiz, üstümüz başımız batacak diye kimse yiyemez. Olgunlaşır, dökülür...Karadutun kurusunu bile zar zor bulurken bu kadar bol-bereketli suyunu, çayını orada burada sık sık görmek beni ciddi anlamda kuşkulandırıyor.

Şimdi bir de anlattığım durumun tam tersini düşünelim..... 

Diyelim ki....  karadut ağacı ekimi destekleniyor ve tarlalara karadut ağacı dikildi onlarda meyve vermeye başladı da o yüzden bu kadar karadut suyu bol..... o zaman neden bu karadut suları boyalı su gibi??? dibinde ne tortusu, ne de posası var! Nasıl bir sıkma sistemi ki bu; hiçbir meyve kalıntısını suyunun içine geçirmiyor? 
Dalyan,Fethiye,Dalaman,Köyceğiz,Göcek yollarında nar ve portakal suyu satılıyor. O kadar yoğun ki posadan içemiyoruz. Miss gibi doğal....Ama bu karadut suları :(((

Kafamda deli sorular....Bu konuda bir fikri ya da bilgisi olan varsa lütfen benimle paylaşsın....Yoksa ben bunların %100 boyalı su olduğuna inanacağım.

                                                                                           Sevgiler



BOYALI SU



27 Eylül 2015 Pazar

İÇİNE Mİ DOĞDU?



ANKARA ÜNİVERSİTESİ İLETİŞİM FAKÜLTESİ

Sevgili Deep'in 
Şu yayınında  benim için yazdıklarını okuduğumda şaşırdım. Sanki biliyormuş gibi yazmış...içine doğmuş diyelim..(iyi kalpli olduğun tescillendi Deep) Yazıyorum madem, bari bilerek yazayım dedim ve  Ağustos ayında başvurumu yaptım. Mülakata çağrıldım, kabul edildim veeee Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik bölümünde yüksek lisans yapmaya başladım. 
Uzun zamandır düşündüğüm bir durumdu. Umarım bu uzun soluklu maratonu başarabilirim...Şu anda çokk mutluyum. Her şey  mübadele için :)))
                                                                                        Sevgiler 




23 Eylül 2015 Çarşamba

BAYRAM MESAJIM


Tüm güzel anları birlikte yaşamak ve hatıralarını birlikte paylaşmak dileğiyle; en kalbi duygularımla Kurban Bayramınızı kutluyorum.
                                                                                                              Sevgiler

15 Eylül 2015 Salı

HAYATIMA DOKUNANLAR






Aynı kilimin desenleriyiz aslında......

İlkokul öğretmenim doğulu bir ailenin kızıydı...Ben 2.sınıftayken eşinden ayrılmıştı, o bunalımlı günlerinde göz yaşlarını tutamazdı bazen....gülerek ağlardı, üzülmüyormuş gibi... o ağlardı, biz ağlardık...

Öğretmeninim, kara yağız bir  kardeşi, bir de onun uzun boylu arkadaşı vardı. Pos bıyıklı,baktığı zaman insana güven verenlerden, o zamanlar komünist olarak adlandırılanlardan....İdealist gençlerdi,  bize folklor  öğretirlerdi... bu genç adamlara hayranlığımdan dolayı, hem folklor grubunda, hem de korosundaydım. Karne gününde  söylediğim  türkünün adı " hey Ağrıdır Ağrıdır yüreğim yaralıdır" isimli Ağrı türküsüydü..bangır bangır söylemiştik.

1980'li yıllar...... o zaman ki küçücük aklımla zor ve acı yıllar....İhtilal olmadan önceki bir -iki yıl, herkesi birbirine düşman etmişlerdi. (şimdi yapmaya çalıştıkları gibi) İnsanları ayırmışlardı sağcı ve solcu olarak.....Bizim apartmanı sınır yapmışlardı da, (sağcı mahalle-solcu mahalle'yi ayıran) abilerimin birini sağcı, birini solcu ilan etmişlerdi. (Lisede ki sınıflarına göre ) Bir gün birini alırlardı karakola, ertesi gün ötekini...rahmetli babam her gece karakolun önünde çocuklarının masum olduğunu anlatmaya çalışır dururdu....sabaha karşı salıverirler, alır eve gelirdi...kahvaltısını yapar işe giderdi....Bir gün 2.sınıftayım.  Öğlen saati  okuldan dönüyorum... bizim apartman ortada sınır yine düşman kardeşler  birbirlerini taşlamaya başlamışlar, bende laylaylom okuldan dönüyorum...Alnımın çatına doğru Tak diye bir ses duydum,ne olduğunu anlamadan  gözlerim karardı, yere düştüm... o sırada annemin sesini duyuyorum fakat kelimelerini seçemiyorum.. sürüye sürüye aşağı bakkalın önüne çektiler beni.... gözümü açtım sokakta kim varsa bakkalın önünde....Buz koydular alnıma....soru sordular aklım başımda mı diye? sonra da kavgalarının bitmesini bekledik evimize gidebilmek için... çok karanlık günlerdi çokk.....Asker birkaç kez hükümeti uyarmış fakat düzelen bir şey olmamıştı.Biz o zamanlar Keçiören'de oturuyorduk..Mamak'tan sonra en karışık ilçelerden biriydi..O zamanda güya kurtarılmış bölgeler vardı.Aynı şimdi ki gibi.......Her gün 10-12 kişinin öldürüldüğü haberini alıyorduk ve asker 12 Eylül 1980'de hükümete el koydu..Yıllar sonra o dönemde neler olup bittiğini, zavallı gençleri nasıl birbirini kırdırdıklarını, idealist bir kuşağın nasıl bilinçli olarak yok edildiğini tek tek okuduk...17 daireli bir apartmandı bizimkisi.....Aynı çatının altında Alevi, Kürt,Anadili Rumca olan Balkan göçmeni  komşularımız vardı bizim....hepimiz birbirimize sahip çıkardık...
Biz bunları yaşadık..Bundan dolayı ülkemiz çok acılar çekti.Tarih tekerrür etmesin. 


Mardinli bir müdürüm vardı benim mesela....İş hayatımda ne öğrendiysem ondan öğrendim diyebilirim.... işe başladığım ilk yıllarda,  şimdi ki gibi eğitimler falan yoktu...şefimizin, müdürümüzün yanından ayrılmazdık. Ağızlarından çıkan tek kelimeyi kaçırmamaya çalışırdık iş öğrenmek için.....Bir arkadaşım vardı, işe birlikte başladığımız, etnik kimliğini merak ediyorsanız alevi....o müdür bey bizi alır tek tek iş gösterirdi...biz oradan ayrılana kadar korudu, kolladı bizi...bizim için Şefik babaydı o....Hala minnetle anarım onu...... Bu bahsettiğim arkadaşım var ya; o hala  benim 25 yıllık en iyi dostum, kız kardeşim.....

Gaziantepli bir arkadaşım var mesela..... TKP'li...Fidel Castro-Che hayranı...Castro hastalandığında, ona "geçmiş olsun"a gideriz  falan...Evinde Che'nin kocaman resmi varmış ta; eşi zar zor kaldırttırmış...Yıllar önce Gazi Matematiği fakirlikten okuyamamış...her seçimden önce bizden söz almaya çalışır...bak bu sefer bari TKP'ye verin oyunuzu diye...seçimin ertesi günü küser bize.... yine 40 kişi çıktı oy veren diye...Ateist olduğunu söyler ama dua bilir..kızar bazen, bunlar müslümansa ben değilim der çıkar gider...
Ramazan'da oruç tutan MHP sempatizanı bir arkadaşa hiç  güllaç yemedim ben demiş,o da ertesi gün ona güllaç yapıp getirmiş öğlen tatilinde yesin diye........

Diyarbakır-Bismil'li bir arkadaşım daha var mesela....Yıllar önce terörden-PKK'dan uzaklaşmak için Ankara'ya göçen...Çocuğuna, benim çocuğumun ismini veren...Karşılıksız severiz birbirimizi...

Onlarca öğretmenim var mesela nereli olduğunu bile bilmediğim öğrenmeye ihtiyaç duymadığım....

Samsunlu Edebiyat öğretmenim var mesela...göz bebeklerinde yeşil benekler olan...bana Edebiyatı çokk sevdiren...

Oy verirken kısası, adam gibi adama oy vermek olan arkadaşlarım var mesela.....Mansur Yavaş CHP'de, CHP'ye...Mansur Yavaş MHP'de, MHP'ye oy veren....

Eski işyerimde  Elazığ'lı Gakgoş bir arkadaşım var mesela Canavar lakaplı....İri yarı, gür sesli, pala bıyıklı.....geldiği 500 metreden belli olan....İleri MHP'li... asla  laf söyletmez partisine (söyletmezdi)....yalnız geçen seçimlerde harcamışlar çocuğu...bizim iş arkadaşlığımız öyle partiler üzerine falan kurulu değildir. İşten çıkmış bizimki eve gidecekmiş, o sırada CHP'nin seçim otobüsü oradan geçiyormuş şoförde bizimkinin iş yerinden tanıdığı.... otobüsü durdurmuş binmiş vay sen misin CHP otobüsüne binen.....adamcağızı MHP'ten atmışlar ve görevden almışlar...komikliğe bakın yaa..sanki aynı meclisin içinde, küçücük koridorlarda, genel kurullarda, yemekhanelerde yanyana, kolkola oturan onların milletvekilleri değil.... halka gelince ayrım,  kendileri sarmaş dolaş.....Zor bulursun MHP böyle idealist adamları zor.... 

Laz bir komşum var mesela...Trabzonlu kendisi...suyuna gidilmesi gereken...her Trabzon seyahatinde mutlaka bana çay getirir...Neden denize gittiğimizi hiç anlamaz...bak gel bizim oralara yemyeşil der...sözüm var mutlaka gideceğim köyüne......

Kıvırcık Laz sayılan Batı Karadenizli akrabalarım var benim
Kürt asıllı yengem var benim
Tatar asıllı akrabalarım var benim.....
Konya'lı bir sürü arkadaşım, dostum, komşum var benim...çok özlediğim...
Ortak paydamız "voleybol " olan arkadaşlarım var benim
Yunanistan göçmeni mübadil ailem var benim.....
İçiçe geçmişiz. Ayrılmayız, mümkün değil... 
Etnik kimliklerimiz değil önemli olan... Tek bir kimliğimiz var o da Türklüktür.

NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE...... 

Barış için 17.Eylül'de bende bayrağımla Sıhhıye'deyim.
                                                                                      Sevgiler