MİDİLLİ etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
MİDİLLİ etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

18 Temmuz 2017 Salı

MİDİLLİ ADASI GEZİ NOTLARI ve GÖÇ

Selam
Uzun süredir buralardan uzak kalmamın sebebi olan yüksek lisans maratonum artık bitti. Henüz diplomamı almadım. Tezimin konusu yine mübadele, başlığı ise;  1915 Yunanistan Seçmen Kayıtlarında Türk ve Müslüman nüfusa ait bilgiler ve Mübadele" 
Buradan giriş paragrafını paylaşmak istiyorum. Hepimiz  "göç" kavramını son zamanlarda  yaşayarak öğrendik.

"Toplumlar için göç kavramı 21.yüzyılı yaşadığımız son günlerde bile büyük bir önem taşımaktadır. Göç olgusu, Türk tarihinde önemli bir yer tutar. Bu göçler, 20. yüzyıldan itibaren  kaybedilen topraklardan Anadolu'ya doğru olmuştur. Bulgaristan ve Yunanistan Devletleri ile Türk Hükümeti arasında yapılan anlaşmalarla nüfus mübadeleleri gündeme gelmiştir.
 Türkiye ve Yunanistan arasında 1924-1925 yılları arasında gerçekleşen devasa nüfus değişimi halen ülkelerin politikalarının yönünü belirlemeye devam ediyor. 21.yüzyılın bize gösterdiği sonuca bakarsak eğer, savaş sonrası yeni bir stratejik düzen yaratılmaya çalışıldığı zamanlarda sıradan insanların kaderleriyle ilgili hükümetlerin aldığı kitlesel nüfus değişimi kararları dünya liderleri için mantıklı alternatifler olabiliyor. Ekonomik ve jeopolitik durumlarından dolayı  "Arap Baharı" olarak adlandırılan , özgürleşme ve demokrasi getirmek adına  Irak, Libya ve Suriye'ye savaş açılması binlerce insanın ölmesi, göçlerle ülkelerinden uzaklaştırılmaları, tarihin 21. yüzyılda da tekerrür ettiğini bize göstermektedir" diyerek başladım.
 2 yıl önce Midilli'ye yaptığımız gezi sanki 1924 mübadelesinin  küçük bir örneği gibiydi. Şimdi buradan o gezimize ait notları paylaşmak istiyorum.
.............................
Zeytin ağacının gölgesinde, küçücük bembeyaz çakıl taşları eşliğinde  denize girdiğimin farkına vardığım ada Midilli....





 İçinde bir sürü Osmanlı eserini barındıran, mübadelede Türkler tarafından tamamen terk edilen ada Midilli... 
Sarlitza ile başlamak istiyorum.İmdat çığlıkları atan fakat çığlığı duymamak için insanların kulaklarını tıkadığı yer Sarlitza yani Sarlıca Palas.....Sarlitza SOS.....Sarlıca'nın imdat çığlıklarını gözyaşları anlatıyor. 
kısa ve öz 
Sarlıca palas
Osmanlı döneminde Hüseyin Hilmi Paşa döneminde Hasan efendi ile Molla Mustafa ( Hüseyin Hilmi Paşa'nın babası) tarafından 1909 yılında Fransız mimarlara inşaa ettirlen otel bölgeyi son derece ünlü bir sağlık merkezi haline getirmiş. Sarlıca isminin anlamı, kaplıca suyunun içerdiği kükürtten dolayı  sarı renkte olması  nedeniyle  "sarı" ve "ılıca" kelimelerinden oluşmaktaymış.
Üç katlı yapılan otelin arkasında Hüseyin Hilmi paşa için yapılmış tek katlı bir misafirhanede var. Mübadeleden sonra otel terk edilmiş.


93 yıl sonra hala termal havuzlarından sarı kükürtlü su çıkan Sarlıca Palas.....



Sarlıca bahçe kapısı ve detaydaki güzellik...

Mandamados sokakları ve Baş Melek Mikail'e adanmış Taksiarhis Manastırı...Hıristiyanlar için önemli bir hac merkezi...



Ziyaretçiler Baş Melek Mikail'in ikonasını ziyarete giderken yanlarında metal  ayakkabılar götürmektedir. Rivayet olur ki; Baş Melek Mikail , geceleri adayı korumak  ve düşmanları korkutmak için demir ayakkabılarını giyerek   adayı baştan aşağı gezmekteymiş.
Başka bir inanış ise ; "Midilli'ye geldiyseniz eğer, Taksiarhis Manastırına mutlaka gidin, Baş Melek Mikail sizi istemezse, zaten gidemezsin"
Aynı rivayet Konya'da ki Mevlana Türbesi için de söylenir.


Mandamalos'un yoğurdu çok ünlü... Kiliseden çıkışta bahçedeki cafede lokma tatlısı ve yoğurdun üzerinde bal ve ceviz dökülerek hazırlanan tatlıları yemeden ayrılmayın.






Mandamalos kasabası 
Mandamalos sokakları...siesta saati...hişşşşş sessiz........Adayı gezen Türklerden başka pek kimseyi görebilmeniz pek mümkün olmuyor belki 1-2 dükkan sahibi o kadar....Ne adalarda ne de Yunanistan'da bitmiyor bu siesta saati  bir türlü bitmiyor...


Cumbalı evleri, rengarenk çiçekleri,arnavut taşlı kaldırımları ile Adanın en ucundaki .rüya gibi mistik bir  kasaba Molivos...Zamanın Osmanlı tebaası en zenginlerinin oturduğu kasabaymış. Çok güzel ve çok bakımlı..... Kalesinin üzerinde hâlâ Osmanlılardan kalma kitabesi duruyor. 










Hedefe yürüyerek varılacağının mümkün olduğunu, ana yollarda onları  seyrederken öğrendim. Hayata karşı umutsuzluklarını, gururlu yüzlerinde koca bir boşluk olarak görüyorsunuz. Hiçlik duygusu, bilinmeze doğru savrulma duygusu......denizden yeni çıkmış sırılsıklam kıyafetleriyle, kadın-erkek-çoluk çocuk yol kenarında oturup, bakıyorlar. Sadece bakıyorlar. Güneş batmaya yakın tekrar yürümeye başlıyorlar erimiş asfaltın üzerinde onları Atina'ya götürecek gemiye bilet alabilmek umuduyla.....


Her yer patlamış botlar ve atılmış can yelekleri doluydu.




Midilli'nin sardalyasını  ve uzosunu daha yazamadım.  Adadan sabaha karşı ayrılırken 10 kişilik yeni göçmen grubunu sahil güvenlik botundan inerken gördük. Tek sıra halinde dizilmişler, elleri öndeki arkadaşlarının omuzunda, başları önde yürüyorlardı.Arkalarından da  bir ceset torbası indirdiler.. Dehşet içinde bakakaldık.  

Yıl 2015....bense daha 1924'ü yazmaya çalışıyorum. Değişen hiçbirşey yok..Allah kimseyi vatansız ve bayraksız bırakmasın.

Sevgilerimle













2 Eylül 2015 Çarşamba

ORTADOĞU-TÜRKİYE-MİDİLLİ HATTI


Onlar; Hırıstiyan- yaşlı- modern batının, Müslüman-genç- doğulu köleleri.....
İç karartıcı ülke gündemimizin ardından bazen haberlerde kısacık; 
-Ege denizinde bilmem kaç tane kaçak, Yunan adalarına geçmek isterken Sahil Güvenlik botu tarafından yakalandı.....
-Boğulan kaçaklar denizden çıkarıldı diye haber veriyorlar ya...işte bu haber, hiç böyle azımsanacak türden bir haber değil...
Gördüğümüz kadarıyla, büyük organizasyonlarla gerçekleştirilen, büyük çapta bir olay....


MİDİLLİ MÜLTECİ


MİDİLLİ

 İnsanlık dramı var şu anda bu üçgende....
basiretsiz liderlerinin ateşin kucağına ittiği insanlar onlar....hayatın sıfır noktasındalar....bazılarının üstlerinde sadece kıyafetleri var, bazılarında ise;bir naylon torba..o kadar...

İNSAN KAÇAKÇILIĞI

Yukarıda gördüğünüz şehirler arası bir yol...mülteciler güneş batar batmaz yürümeye başlıyor,sabaha kadar yürüyorlar.


Türkiye'de balon satışlarında patlama yaşanıyormuş bu aralar..... neden diye araştırdıklarında ortaya ne çıkmış dersiniz....deniz yoluyla kaçacak olanlar balonun içine parasını ve cep telefonunu koyuyormuş da ondan....

Şehirler arası yollarda sürekli yürüyorlar..ilk gün nereye gittiklerini biliyorlar mı acaba diye düşünmeden edemedik..Birkaç gün sonra anladık ki; Mitilini'ye gelmeye çalışıyorlar.Gümrük burada...Mülteciler deftere burada kaydediyorlar. Evraklarını burada alabiliyorlar. Sağda solda  patlamış zodiac botlar, turuncu can yelekleri var.  

Türkiye'de yaşayanların aksine dilenmiyorlar. Paraları var. Midilli ekonomisini canlandırmışlar.Kafasını kullanan Yunanlılar zengin olmuş....o ka yani...


İNSAN KAÇAKÇILIĞI


Topluca yaşadıkları yerler var...Arabalarına yiyecek,içecek yükleyen Yunanlılar burada satış yapıyor.



İNSAN KAÇAKÇILIĞI

Burası gümrüğün yan tarafı


MÜLTECİLER

Yerel feribotlardan bilet almaya çalışıyorlar.Alabilenler 3.sınıf insan olarak, feribota binip Atina'ya doğru yola çıkıyor.Aklıma Titanic filmi geldi, aristokratlar üstte, avam takımı altta yolculuk yapıyordu ya sonrada batarken sandallara alınmamışlardı:(            yıllar geçiyor ama değişen hiçbir şey yok bu dünya düzeninde 
Aynı tas, aynı terane..sadece köle yapılacak insanlar farklı

İNSAN KAÇAKÇILIĞI

Mitilini'ye yanaşan feribotlara binebilmek için çabaları inanılmaz....nefes nefese koşuyorlar.
iNSAN KAÇAKÇILIĞI

İnsanlık onuruna aykırı olarak her yerdeler
Araba kullanırken çukurlara girmemek için uğraşırsın ya burada da mültecilerin ayaklarını ezmemek için dikkat etmek zorundasın.

MİDİLLİ

Biz dönüş için feribota binerken, 15 kişilik küçük bir grup yakalanmıştı. Botları batmış, içlerinden biri boğulmuş indirmişler yaşayanları tek sıra halinde dizmişler, giysileri ıslak...bir kadın var içlerinde utanç içinde kapatmaya çalışıyor elleriyle üstünü... biz dehşete kapılmış şekilde onlara bakıyoruz, onlarda bize bakıyor utanç içinde....Önümüzden geçiriyorlar boğulan arkadaşlarını onlarda hiç tepki yok....alışmışlar...öleni düşünüyorum....Neler yaşa gel, bilmediğin bir denizde öl, bilmediğin topraklara gömsünler seni.... geride kalanın varsa eğer, sana ne olduğunu hiçbir zaman bilemesin başında dua okuyanın olamasın.....
MÜLTECİLER

Onların "Ya İstiklal Ya Ölüm" diyen bir Ataları yok tabii ki....Memleketlerinde iktidarda bulunanlarda; gaflet,dealet ve hıyanet içinde bulunduklarından dolayı, fakirlikle yollara düşmüşler nereye gittiklerini bilmeden..... gördüklerimiz hep gençti.Anlaşılan anne-babalar çocuklarını kaostan,savaştan kurtarmak için paralarını denkleştirip  göndermişler.

Burada gördüklerimden sonra anladım ki; korkunun iki çeşidi varmış...
Ya  korkuyla hiç  tanışmamışsındır o yüzden korkmazsın...
Ya da dibine kadar korkuyu yaşadığın için artık hiçbir şeyden korkmazsın....kaybedecek bir şey yoktur çünkü.....Yaşamak (buna yaşamak denirse artık) için ölümü göze almaktan başka....