29 Haziran 2015 Pazartesi

BLOG YAZMAYA NASIL BAŞLADIM?





Sevgili Şebnem  blog  yazmaya nasıl başladığımı merak etmiş ve beni mimlemiş...bende yazdım. Bu yazı senin için :)))

Anılarımı saklayabilmek için, yemek kitabımı oluşturmak için, hangi konu hakkında ne düşündüğümü çocuklarıma aktarabilmek için, anne yemeği tadında yemek yapabilmeleri için, bu ev anne keki kokuyor demeleri için, tatil rotalarımı, hangi tür müziklerden hoşlandığımı,  neye kızdığımı, neye güldüğümü, hobilerimi, fobilerimi, mübadele ile ilgili ne biliyorsam onu, geleneklerimizi bilmeleri için yazmaya başladım......


Gün olur da bir gün buralarda olamadığımda, göklerden yeryüzünü seyrettiğimde, özleyenler olursa eğer,  açıp dertleşsinler, özlem gidersinler diye blog yazmaya başladım.....
İyi ki yazmaya başlamışım.....

                                                               Sevgiler 

24 Haziran 2015 Çarşamba

ÇARŞIDERE-ÇARŞICUMA KÖYÜ



Selam
Geçenlerde  Çorum Çarşıcuma yol  maceramızı Tabela yok mu tabela başlıklı yayınımda anlatmıştım. Şimdi sıra köy maceramızda.....Aşağıda göreceğiniz resimler, anlatım bazılarınızın hiç dikkatini çekmiyor, bir şey ifade etmiyor biliyorum..Ama size bir şey söyleyeyim mi; bu resimleri o köy ile bağlantısı olan bir Türk ya da Rum gördüğünde  gözyaşlarına boğulacaktır. 
Ailemin geçmişine  merak saldığım ilk yıllarda bir kız arkadaşım bana köklerini buldun farz et bulup ta ne yapacaksın? diye sormuştu. Bende ona"dedelerim zenci çıkacak o olacak" demiştim. Doğru çıktı. Bizde koskoca  bir imparatorluğun zencileriymişiz meğer....
Allah kimseye yaşatmasın ama anlatmaya çalıştığım  köy  acılı bir göç hikayesinin tanığıdır....Geçmişini bilmeyen geleceğine yön veremez.



Zar zor köyün yolunu bulduğumuzda bizi terkedilmiş bir köy ilkokulu karşıladı.  Yapılmış bir okul neden boşaltılır anlayamıyorum bilen varsa beri gelsin...Köylerin yozlaştırılmasında, cahil bırakılmasında en önemli etkenlerden biridir okulların kullanılmaması bence...Köyden kente göç...Ne diyor göç edenler; okul yok ya da okul var-öğretmen  yok,(atanamayan öğretmenler bir sürü.... 5-10 yıldır atama bekleyeni var) su yok, elektrik yok...bir sürü emek verilerek açılmış, gayet iyi durumda olan bir eğitim yuvası terkedilmiş....Öğretmen lojmanı imama tahsis edilmiş. İmam ailesiyle birlikte burada kalıyor. İmama bir sözüm yok yanlış anlaşılmasın..İmamda caminin lojmanında kalsın..Başka türlü bu köyler nasıl eğitilecek?Bu yüzden bence vatanımızda eğitimin kalitesi çok düşük...Taşımalı eğitim diye bir şey çıkardılar çocukları oradan oraya kilometrelerce sözüm ona  eğitim için götürüyorlar..Sonra servisler; yok yolda sele kapılıyor, yok çığ düşüyor, yok kara saplanıyor çocuklar lastik pabuçlarla yollarına devam ediyor. Allah bilir bu okulun kapatılma sebebi de, ya okutacak çocuk yoktur ya da öğretmen durmuyordur. :)))
 Mahzun Kırmızıgül'ün "Mucize"sini seyretmiştim.Konusu kısaca Aydın taraflarından gelen bir öğretmenin, doğununda doğusunda olan bir köye gidişi ve o köyde bulunan bütün çocuklar ile engelli bir çocuğu tek bir sınıfa toplayarak hepsi ile ayrı ayrı ilgilenerek bir şeyler öğretmesinin çabası ve o engelli çocuğu, engelsiz hale getirmesi anlatılıyordu. Güzel bir filmdi..o coğrafya Doğu Anadolu idi.... burası ise ne acı ki; İç Anadolu...
Bence bu köyde 1 tane bile okuyacak çocuk olsa o öğretmen buraya atanıp o çocuk eğitilmeli...Kimse merak etmesin o öğretmen boş zamanlarında da o köy halkına okumayı yazmayı öğretip, bilinçli hale getirir ama bunu isteyen kim? 


Ne kadar iyi bir yönetici imiş bu okulu yaptıran zat.... Okulun bahçesine çocuk parkı bile koydurmuş... çocukların görgüsü artsın diye.....



Burası köyün girişi
Aslında o kadar güzel bir köy ki...evlerinin önünden dere geçiyor şırıl şırıl....


 Altta ki eski bir Rum evi...Bu evin sahibi Yunanistan'dan 1970'li yıllarda gelmiş..Evin yeni sahibine evi gezmek için çok yalvarmış fakat bizim vatandaş sokmamış...Yapmasaydınız keşke, evini gösterseydiniz dediğimde cahillik işte bilemedik dediler..Bizde öyle Yunanistan'da ki evlerimizi gezmek istediğimizde bazıları kapıları sonuna kadar açıp bizi ağırlamak için ellerinden geleni yaptı, bazıları ise kaçıp gitti.




 Çarşıdere köyünün eski Kilisesi- yeni Camii







 Mahcup Rumeli kızı Cemile nine...
Resmimizi çeksinler Cemile nine seninle dediğimde utandı,yemenisini düzeltti sonra poz verdi..Dikkatinizi çekmek isterim yemeni diyorum Türban değil...Anadolu kadınının başörtüsü...Cemile nine Yunanistan'ın Cuma köyünde doğmuş. Mübadele olduğunda 3 yaşındaymış. Küçük çocukları ve yaşlıları at arabasının arkasına bindirmişler. Giderlerken Cemile nine soğan diye ağlamaya başlamış sus demişler biz ekmek bulamıyoruz sen soğan diye ağlıyorsun...Öyle içine oturmuş ki; bu olay, 96'lık Cemile nineye hala cebinde soğan taşırmış....


 Benim çocuklar köyden çıktığımızda hala hayret ediyorlardı.Yunanistan'dan gel, Çarşıdere'ye yerleş...Her iki köyü de gördükleri için kıyaslayıp, inanamadılar tabii.....
Hala anlayamıyorlar savaşları,antlaşmaları,göçleri....



Sol taraf Müslüman mezarlığı, sağ taraf  Ortodoks mezarlığı


Ortodoks mezarlığında bir tane taş kalmamış... aynı Yunanistan'da ki bizim atalarımızın mezar taşları gibi burada ki mezar taşları da  evlere temel taşı olmuş....Zihniyet aynı.....

 Burası da müslüman mezarlığı belki de İzzet dedem burada yatıyor kim bilir?





 Altta ki resimde köyün yukarıdan görünüşü.Tarla vermişler İzzet dedeme (Annemin dedesi)burada arpa-buğday yetiştir diye ama yaban domuzlarıyla başa çıkamamışlar. Her şeyi, belki de annesinin ve babasının mezarlarını da bırakarak, annanemle birlikte diğer 2 kardeş Niğde'ye evlatlık verilmiş. Annesi,babası orada mı öldü noldu? bilen yok...muamma işte ....  Dağın zirvesinde bir köy Çarşıdere-Çarşıcuma ama....  bakma yemyeşil göründüğüne... içinde ne hikayeler barındıran, ne kanlı gözyaşlarını içine akıtanların köyü burası.....
                                                                                         Sevgiler 

22 Haziran 2015 Pazartesi

KOKULU TAŞ YAPIMI


Selam
Bu aşağıda gördüğünüz güzellikler benim yeni oyuncaklarım....Benim kuzen kokulu taşlardan  kızına nikah şekeri yapıyor. Fikir ondan çıkmıştı. Bende hemen atladım tabii...Her biri şeker gibi yiyesim var...yapımı çok kolay ve çok eğlenceli...kalıplara döktükten sonra kurumasını sabırsızlıkla bekliyorum. Lavanta kokulu bu sevimli arabalar eşin siparişi üzerine, müşterilerine hediye olarak verilmek üzere hazırlandı. Hizmette sınır yoktur bizde :)))))

KOKULU TAŞ YAPIMI

Yapılışı ise gayet basit....Kokulu taş tozunu, silikon kalıpları, lavanta esansını Suluhan'dan aldım.Zaten başka bir şeye ihtiyaç yok.

KOKULU TAŞ TOZU

KOKULU TAŞ YAPIMI

 Ölçüsü benim küçük kepçem...Bir kepçe tozu karton bardağın içine koyup, yarım kepçe ılık suyu tozun üstüne ekliyoruz. tahta ya da plastik bir kaşıkla iyice karıştırıyoruz. Kalıba döküyoruz.

ARABALI KOKULU TAŞ

ARABALI KOKULU TAŞ

Kenarlarına tık tık vurarak içindeki hava kabarcıklarının çıkmasını sağlıyoruz. Kurumaya bırakıyoruz. İyice kuruduktan sonra kalıptan ayrılıveriyor zaten....


ARABA MODELLİ KOKULU TAŞ

KOKULU TAŞ YAPIMI

Kalıplarından çıkartıyoruz....Tabii benim gibi sabırsız davranırsanız eğer bazı parçalar elinizde kalabilir..Mesela aynalar.....

KOKULU TAŞ YAPIMI

Kuruması için iki gün beklettim. Ardından Melocanım  şırıngaya çektiği lavanta esansı ile taşlarımızı miss gibi kokulu hale getirdi. Aslında kalıplara döktükten sonra 1-2 damla esans eklemeliydim ama kurumasını geciktiriyormuş. Bu sebepten dolayı sonradan ekledim. Poşetlere koyduk yeni sahiplerini sevindirmeye gönderdik. 

KOKULU TAŞ YAPIMI

Bu aşağıdakilerde lavanta kokulu banyo kelebeklerim.....Yakında seri üretime geçebilirim..Herkese çokk güzel geçen bir hafta diliyorum..
                                                                                                                                                                                                                                    Sevgilerimle 

KELEBEKLİ KOKULU TAŞ



19 Haziran 2015 Cuma

TRİLEÇE YAPTIM OLDU......



Selam 

Bugün ki yazıma ; sakinleşmeye, içe dönüşe başladığımız, ruhumuzu ve bedenimizi dinlendirdiğimiz, bu güzel Ramazan ayının hepimize hayırlı olmasını dileyerek başlamak istiyorum. Sakinleşmeye,huzura ülkemizin ihtiyacı var. Umarım doğru siyasi kararlarla bu süreci Ramazan ayı ile birlikte hızlandırıp, ülkemizi daha fazla germeden doğru kararlar vererek huzura kavuştururlar. 

Son zamanlarda bir triliçe furyasıdır gidiyor. Bende ilk kez Selanik cafe'de yemiştim. Sütlü tatlıları çok sevmemden dolayı; pek beğenmiştim. Eğer karamelli tatlıları seviyorsanız trileçeyi sevmemek pek mümkün değil..Tarif ararken severek takip ettiğim şahane tarifleri olan Hakkı beyin sitesinde  tarifi buldum.Denedim sonuç şahane....
Herkese güzel geçen bir hafta sonu diliyorum
                                                                           Sevgiler



KEK MALZEMELERİ

5 adet yumurta (oda sıcaklığında)

1 çay bardağı toz şeker

1 paket vanilya

1 paket hamur kabartma tozu

Oda sıcaklığındaki yumurtalarımızı 1 çay bardağı şekerle bembeyaz olana 5-6 dakika çırpalım.İyice köpürsün kıvamlı hale gelsin.





Ardından kabartma tozumuzu ve vanilyamızı karışımının içine ekliyoruz. Spatula yardımı ile  şöyle bir alttan üste köpüğü söndürmeden karıştırıyoruz. Eşit karıştırmaya çalışalım yoksa kabartma tozu bir tarafta yoğunlaşırsa o taraf daha fazla kabarır diğer taraf sönük kalır.

 Sıvı yağ ile güzelce yağladığımız dikdörtgen borcama kek hamurumuzu dökelim. Önceden ısıtılmış 170 derece fırında 35-40 dakika pişirelim.

Kekimiz fırında pişerken bizde sütlü şerbeti hazırlayalım.

SÜTLÜ ŞERBETİ İÇİN MALZEMELER
4 su bardağı süt
1 paket sıvı krema 
1 çay bardağı şeker


Şerbeti yapmak için süt, şeker ve kremayı mikser ile 5 dk 

çırpalım. Şekerin tamamen erimesi, karışımın köpürmesi

gerekiyor.  


Kekimiz ılıyınca kürdan ile çok yerinden delikler açalım ve



hazırladığınız sütlü şerbeti 

üzerine dökerek tamamen soğumaya ve dinlenmeye bırakalım. 






Karamel sos için:


5 yemek kaşığı şeker



2 yemek kaşığı tereyağı


1 paket sıvı krema



Bir tencereye şekeri koyun, orta ateşte karıştırarak şekeri eritin.

 Şeker topan topan olacaktır. Panik yapmayın. Karıştırmaya 

devam edin. Rengi değişince (fazla yakmayın) içine 2 yemek 

kaşığı tereyağınızı ekleyin karışım kaynasın ardından kremayı 

ekleyin karışım tekrar kaynasın.Ocağın üstünden alın soğumaya 

bırakın...













17 Haziran 2015 Çarşamba

LİMONATA


Günaydın 
Limonata gibi tatlı bir gün dileyerek başlamak istiyorum. Bugün O renklendiricili-tatlandırıcılı meyve sularının, şerbetlerinin  fink attığı market piyasasında satışa sunulan, albenili berbat tatların yanına bile yaklaşamayacağı  geleneksel bir lezzet olan limonata yapımını anlatacağım. Ben bu aralar her akşam limonata yapar durumdayım. Çünkü herkes bayılıyor. Geçen gün 1 yaş grubundan Doruklar bendeydi biberonlarına koyduk bayıla bayıla içtiler... 


LİMONATA

MALZEMELER
*6 adet limon
*1,5 litre su
*1 su bardağı kaynar su
*1 su bardağı şeker



LİMONATA

YAPILIŞI

Limonları iyice yıkıyoruz. Ardından metal ya da cam bir kasenin içine üç  limonun kabuğunu rendenin ince tarafı ile rendeleyip, diğer  üç limonun kabuğunu da beyazına girmeden incecik kasemizin içine soyuyoruz. 


Ardından altı limonun da suyunu sıkıyoruz. 1 su bardağı şekeri (ölçüsü daha az veya daha fazla olabilir size kalmış) kasemizin içine koyup, sıkılmış limonlarımızın suyunu ekliyoruz. Kasemizin ağzını streç film ile kapatıp buzdolabımıza koyuyoruz. Genelde ben limonatayı akşamları yaparım sabaha kadar buzdolabında kalır. Limonun aroması iyice şekerin içine geçer..


LİMONATA NASIL YAPILIR
Sabah buzdolabından çıkarttığımız limonata özüne, şeker erisin diye bir bardak kaynar suyu ekliyoruz. Şeker iyice eriyene kadar karıştırıyoruz.

LİMONATA NASIL YAPILIR


EV YAPIMI LİMONATA

Ardından süzgeçten geçirip, 1,5 litre iyi suyu ekliyoruz. Enfes limonatamız hazır...
Herkese hayırlı Ramazanlar diliyorum...Sevgiler


LİMONATA NASIL YAPILIR