27 Mayıs 2015 Çarşamba

1.Kuşak Mübadil 96 yaşındaki Cemile Nine ile söyleşi

26 Mayıs 2015 Salı

TABELA YOK MU TABELA.....


İŞARET LEVHASI

Selam...
Ailecek bu hafta sonu, doğal ve çok riskli  off road rallisinden çıkmak ne demek anladık...Kabus görürsün, uyanmak istersin ama bir türlü uyanamazsın, uyanamadığın gibi kabusta bitmez....gözlerini açabildiğinde şükredersin ya...işte öyle bir şey...

Cumartesi rutin işler işte....Çamaşır, ütü, bitmemiş bahar temizliğinin son rötuşları halledildi. Kuru temizlemeden mantolar-montlar alındı. Yıkanan-kuruyan yün-pamuk yastıklar halaça götürüldü.(Erkan Topuz hocam; yastık, yorgan ve yatakları (yatak mümkün değil de :))) pamuk ya da yün kullanın der...Vücudumuzda ki elektriği alırmış...(Doğru bence de) Evdeki bütün yeni nesil( mikrofiber,silikon, v.s) yastık,yorgan hepsi gönderildi.Geleneksel hale dönüldü.) Kabak böreği yapıldı ve yaz aylarının efsanesi limonata yapıldı.O kadar çok iş, bir güne sığdırıldı ki akşam bel ağrısından yine yatılamadı...falan filan... 

Yani  cumartesi her şey olması gerektiği gibiydi....
Pazar günü  planımız ise; yoğun baskılarım sonucu gerçekleşen Ananemin babası İzzet dedenin mübadeleden sonra yerleştirildiği  köy olan Çorum'un Boğazkale ilçesinin Çarşıcuma köyünü ziyaret etmekti... 

İnsanlar plan yapar, kader gülermiş.........

Pazar günü çocukların dershanesi de yoktu hep beraber saat 8'de evden çıktık. Çorum-Ankara arası yaklaşık 2 saat...Mustafa'ya kalsa 6'da çıkmıştık ama sabahın erken saatinde insanları uyandırmayalım diye diye 8'e kadar oyalayabildim.... Çıktık yola...gayet güzel, dümdüz  bir yol..Sağa sola baka baka, leblebi yiye yiye geldik Sungurlu'ya.... Telefon navigasyonu hostesi ben.....gidiyoruz....ne güzelde tarif ediyordum oysa ki...Taa ki benim eş; benzin istasyonunda ki çalışanlara soracağım ben diyene kadar.....Neyse sorduk adamcağız bi güzel tarif etti.Sağa dön, Beşkız köyünden devam et, sapak falan yok, işte orada.... Bir de  sizin ne işiniz var o köyde...gidin ama kimseyi bulamazsınız ki  dedi....Şöyle bi baştan aşağı süzdü, garip garip baktı...Çocuklar dalga geçmeye başladılar benimle tabii....Türlü türlü uydurdukları hobbit,sapık,uzaylı  efsaneleriyle Beşkız köyü ayrımına geldik. Sağda 2 köy ismi, direk giden yolda tabela falan yok...Neyse bir tane tabela var.....daha  bu iyi saatlerimiz.....Döndük yine emin olamadık yakaladığımız köylüye soruyoruz...Bu yol "Çarşıcuma'ya gidiyor mu? diye dudak büküyorlar anlaşılan bu köyü bilen yok deyip devam ediyoruz. Yol engebeli,kıvrıla kıvrıla yukarı doğru devam ediyor bende bir duygusallık... 
-Benim ananecim nasıl yürüdü bu yolları daha 13 yaşında,kardeşleri Osman 3, Mümine 1 yaşında....
  annane.... annane.....bağırıyorum falan :)))))

Yukarı Beşkız mahallesine (Mahalle dediğime bakmayın köy köy....  hani 2012'de çıkarılan Büyükşehir belediye yasası var ya mücavir alanı genişleten :) taaa nerde ki köyü bile büyükşehire devreden) geldik.Yol boyunca hiççç rastlamadığımız tabela bu yol  ayrımında da yok.... Orada büyük bir hata yaparak çocuklara sorduk. Eliyle aşağıyı gösterdi buradan gidin dedi...Girdik o yola ama o kadar tepedeyiz ki elimizi uzatsak bulutlara dokunabilecekmişiz gibi...Dün bu dağın rakımını bilmiyordum bugün baktım; tepesinde gezdiğimiz Aygar dağı rakım 1650..... resimler çektik, öz çekimler falan....  miss gibi bir hava aşağıdaki vadiler bile sis içinde.... laylaylom hayat.....

Saat 11... Uyduruk silinmiş bir tabela koymuşlar 12 km gösteriyor. Köye ulaşmaya az kaldı diye seviniyoruz. Tekrar arabaya bindik.Yol yok zaten....sanıyorum orman bekçilerinin kullandığı, gelip geçerken kendiliğinden oluşmuş bir yol... o kadar çok yağmur yağmış ki; yol balçık çamur, yolun bazı kısımları o kadar dar ki bir teker boşlukta gidiyoruz...sağ taraf uçurum, sol taraf dağ..Her dönemeç daha da darlaşıyor.Tekerlekleri çamur kapladı araba patinaj yapacak diye ödümüz patlıyor. Cep telefonları çalışmıyor. Uçuruma yuvarlansak ne zaman bulurlar Allah bilir....Bu arada bizim burada olduğumuzdan  kimsenin haberi de yok...Nerede arayacaklarını bile bilemezler... bende panik tavan..yüreğim ağzımda.. benim yüzümden diye özür diliyip duruyorum....Melis ağlamaya başladı...Eşin rengi attı....Şakak damarları atmaya başladı. En çok eğlenen Doruk...Ben böyle bir durumu hayatta yaşayamazdım...Çok eğlenceli diyip duruyor.Babasına güveniyor tabii....Bu dağdan inme işi yaklaşık 1 saat sürdü...12 km 1 saat....Bu 12 kilometreyi nasıl hesap edip koydularsa artık oraya.....
Aşağıdaki köye vardığımızda, kilitlenmiştim ben...Ben vazgeçtim artık istemiyorum Çarşıcuma'yı görmek geri dönelim diyorum ama Eş beni dinlemiyor...Ben bu köyü bulmadan buradan gitmeyeceğim... diyor...Mücadeleden asla vazgeçmez. Bu sefer telefonun gösterdiği yola yöneldik. Yine tabela yok sağda solda gördüğümüz tarlada çalışan köylülere sorarak ilerliyoruz. Yine tırmanmaya başladık ama bu kez yol stabilize.....bir baraj yapmışlar da onun hatırına herhalde...Çıktık yine zirveye...Dolanıyoruz dolanıyoruz...Bu dağda sürekli yol ayrımları var ve  bir tane tabela yok her neyse köylülere sora sora köyü bulduk...Saat 15.00.....

Zavallı, kaderine terk edilmiş bir köy...Ne yol tabelası var ne de girişinde bir tabela...İnsanları unutulmuş....yazık çok yazık...
Niye bu ülkede insan hayatı çok ucuz..Neden insanlara hak ettiği değer verilmiyor.Niye kimse işini doğru-düzgün yapmıyor. 2 tabela koymak, o dağın girişini çitle kapatmak,uyarı levhaları asmak bu kadar zor mu?

Bu memlekette işini doğru yapan,öngörülü insan yok mu? Daha geçen gün Sivas'ta 5 kişilik bir aile yok olmadı mı?
Yolun sonu gölete çıkıyor.....



Çorum İl Özel İdareye bu durumu bildirdim. Sonucunu bekliyorum..Cevaplarını aynen yayınlayacağım.
                                                                              Sevgiler

YOL TABELASI


18 Mayıs 2015 Pazartesi

PAZARTESİ SÜRPRİZİ......

Selam
Bütün kış söyledim, yayınladım durdum... bakın arkadaşlar  -kendimizi sermeyelim sonra zor toparlanırız dedim ama dinlemediniz....Bende kaderime küsüp her hafta yayınladığım diyet listelerini yayımlamayı kesmiştim.Şimdi  noldu şöyle oldu...  benim kışın her hafta yayınladığım Şeyda Coşkun diyet listeleri istatistiklerde üst sıralarda....Blogumda bu aralar en çok diyet listeleri aranıyor.Bugün pazartesi ya... herkes yine diyete başlamıştır...... o zaman size şöyle bir  sürprizim olsun  elimdeki kalan bütün diyet listelerinin tamamını bu posttta yayınlamaya karar verdim. Ben bütün kış diyet yaptığım için benim ihtiyacım yok da size kolay gelsin şekerler.....:)))))))))
                                                                                     Sevgiler






























 

8 Mayıs 2015 Cuma

IŞILTIM YETER.....:))))

 
Selam geçen hafta fikri mühimden standı ile gönderilen şampuanlarım, indirim kuponlarım geldi. Eşe-dosta dağıttım...sevindiler...:))) 
Şimdi gelelim ürünlere... kokusu ve rengi çok güzel... Saçlarım parlak ve canlı duruyor...  
 
 
 
Alttaki fotoğrafta glıss ile yıkanmış saçlarım.... röfleler daha parlak ve canlı geldi gözüme...sizce?????
 

 
 

7 Mayıs 2015 Perşembe

ÜZGÜNÜM HEMDE ÇOKKK


CİHAN'IN BAHÇESİ

Blog hayatımın ilklerinden biriydi sevgili Cihan abla Rabbim rahmet eylesin. Mekanının cennet  olsun...





 

5 Mayıs 2015 Salı

BAHAR GİBİ TAZE OLALIM...HIDIRELLEZ...

 Selam
Bugün Hıdırellez...Kendimi bildim bileli 5-6 Mayıs tarihlerinde Hıdırellez için mutlaka bir şeyler yaparım. Atladığım olmamıştır. Bizler için Hıdırellez'de yapılanlar, olağan bir ritüel.... 
Türk Dünyası için kış mevsiminin biterek, yaz günlerinin başladığını müjdeleyen Hıdırellez 5 Mayıs'ta başlar, 6 Mayıs gece yarısına kadar devam eder. Mübadiller Hıdırellezde;
*Niyet çömleklerini hazırlar, manisini, niyetini yazar bu çömleğin içine atar, çömleği gül ağacının dibine yerleştirirmiş. Ertesi gün çömlek açılır, dilekler okunurmuş. Eğlenirlermiş. Bu olaya "Mantıfar çıkarma" denilirmiş.
*Çimenlerde yuvarlanıp, salıncakta sallanmakla günahların döküleceğine inanılırmış.
*Sabah ezanında uyanamayanların kapı kolları sarmaşıkla bağlanırmış.Cezaları bile güzel be yaa...:))
*Hıdırellez leylak mevsiminde olduğu için, evin annesi uyuyanları leylakları yüzlerine dokundurarak uyandırırmış....Bahar gibi taze olsunlar diye.....
*Genç kızların gelin sandıkları açılır, bereketli olsun, mutlu bir evlilik yapsın diye havalandırılırmış...
*Sabah ezanında çıkılıp, 40 tane kabarmış karınca yuvasının üstündeki topraktan bir tutam alınır, minik bir kutuya konulurmuş ya da minik bir kumaş parçasına konulup dikilir ve yanında taşınırmış.. Kazancın bereketli olsun diye....Dip not eklemek isterim....Annem sayesinde yıllardır deneniyor. Kesinlikle tavsiye edilir.
Dileklerimizin kabul olması, geleneklerimizi yaşatmamız ve unutmamamız dileğiyle...Sevgiler